17 Kasım 2010 Çarşamba

SÜMER VE TÜRKMEN DİLLERİNİN MUKAYESESI

IV. SÜMER VE TÜRKMEN DİLLERİNİN MUKAYESESI
1. Dillerin Meydana Gelişi Ve Onların Akrabalığı Meselesi
“Dil mitler ve masallar yolu ile muhafaza edilip, kuşaktan kuşağa geçmek yoluyla çoğalmış ve zenginleşmiştir. Elde edilen tarihî belgeler insanın dil ile hayvandan ayrılmış olmasını anlatır. Dil, “tanrıların insanlara verdiği armağan” olarak telakki edilmiştir. Bu anlam sonra Kitab-ı Mukaddes’te şöyle izah edilmiştir: “Başta sadece dil vardı.”[144]
İnsan topluluklarında dilin meydana gelmesi üzerine düşünürler çeşitli fikirler ortaya koymuşlardır. Burada dünya çapında tanınmış ünlü dilci, uluslar arası Dog-Hamershold ödülünü kazanan, 25 dilde konuşan ve dil konusunda yüzden fazla eser yazmış Charles Berlitz’in fikrine bakalım. Dilin meydana gelişi konusunda ortaya konmuş fikirler ve teoriler şöyle özetlenebilir:
1- Genellikle kuşun, balığın, su ve kır hayvanlarının seslerine benzer seslerin işlenmesinden ilk sözcüklerin meydana geldiği kabul edilmektedir.
2- İlk sözcüklerin bir şeyi duyurmak veya yardıma çağırmak için kullanılan seslerden meydana gelmesi muhtemeldir: Hey, tut, kaç, ne vs. Bu sesler meselâ bir mağaradan bir yaban hayvanının beklenmedik durumda birdenbire çıkıp saldırdığı anda çıkan sesler olmalıdır. 
3- “Aha” teorisi: Kötü ya da şaşkınlık, açlık, ağrı gibi heyecanı etkileyen duygular sonucu uf, ay, vay, ov gibi ilk sözcükler meydana gelmiştir.
4- Bau-Bau teorisi: Hayvanların seslerine öykünerek onlara benzer sözcüklerin meydana getirilmesi ya da adların konulması. Örneğin mu-mu (öküz), hau hau (köpek), me-me (koyun).   
5- Kling-klang teorisi: Dilin insanı etkileyen çevresindeki şeylerden meydana gelmesi: “Bum” gök gürültüsü, “plaç” su, “tziş” bıçak, “kinstir” ateş, “pika pika” yıldırım, Yunanlılarda “bum” her patlayıcı şey vs. “Tun tun” kızılderililerde yürek demektir.
6- “Yo-he-ho” teorisi: Bu teori ilk sözcüklerin meydana gelmesini, insanların beraberce çalışmaya ve yaşamaya başladığı zamanda birbiri ile anlaşmak gerektiği fikrini ortaya koymaktadır. Meselâ büyük taşları beraberce yuvarlayarak bir tehlikeli hayvanın inini kapatmak gibi işlerde. Türkü ve şiirlerin de bu gibi durumlarda meydana geldiği yaygın olarak kabul edilmektedir. Günümüzdeki dillerde kökü Neolitik Çağ’a ait olan sözcükler vardır. Meselâ Bask dilinde bıçak için kullanılan sözcüğün tercümesi “kesen taş” (keskin taş) oluyor.  
7- Pu-pu teorisi: Bu teoride, ilk temel dilin meydana gelmesinde korku, av ve savaşın olduğu fikri öne sürüyor. İlk sözcüklerin duygu, heyecan ve coşku gibi ruhî hareketleri ifade etmek için meydana geldiği kabul edilmektedir. Sevgi ve nefret sözcükleri buna bir örnektir. Dillerin hemen hemen hepsinde “sevgi” için kullanılan sözcük, hoş ve yumuşak olurken “nefret” için kullanılan sözcük tam tersine kaba ve sert yansımaktadır.”[145]
Burada başka bir dilci olan Faster’in, dillerin akrabalık konusunda öne sürdüğü fikri zikredebiliriz. O Amerika Kızılderililerinin de hemen hemen 10.000 yıl önce Kuzey-Doğu Asya’dan Bering Boğazı’ndan geçip gittiklerini, onların soylarının Avrupa-Moğol karışımı olduğunu hatırlatarak yeryüzündeki insan toplumlarının birbirinden tam ayrı yaşamadıklarını, onların şimdiki konuştukları dillerin temellerinin bir kaynaktan geldiğini ve köklerinin nihayet bir noktada birleşmekte oldukları fikrini ileri sürmektedir. Buna örnek olarak Kızılderililerin dili ile Fin-Ugor ve Lap gibi Avrupa’da yaşayan halkların dilleri arasındaki benzerlikleri gösterir.[146]
Buradan Fin-Ugor dilleri ile Türk dillerini de içeren Ural-Altay dillerinin akrabalığını göz önünde bulundurursak, Kızılderililerin dilleri ile Türk dillerinin de akraba olabileceği neticesi ortaya çıkar. Faster ortaya koyduğu fikrini birkaç örnek verdikten sonra şöyle devam ettirir: “Konuşmamızın başından beri zikrettiklerimizi bir daha kısaca tekrar etmek istersek, ispat edilmesi gereken meseleler aşağıdakilerden ibarettir:  
1. Bütün insanlık bir dönemde ortak bir dili konuşmuş mu veya ayrı ayrı toplumlar birbirinden bağımsız ayrı ayrı çağlarda, kendi yaşadıkları bölgelerde kendilerine ait özel dil mi oluşturmuşlar? Bu soruya şöyle cevap veriliyor. Şimdiki kuşaklar, yeryüzünde yaşayanların tümünü oluşturan genel ve ortak sözcük mayasını oluşturmuşlardır. Günümüze kadar mevcut olan ispat imkânına göre, bu söz mayası altı tane arketipten kaynaklanmıştır. Bu arketipler şunlardan ibarettir: 1. Ba, 2. Kall, 3. Tal, 4. Os, 5. Ak (Acq), 6. Tag
2. Yukarıdaki cevabın ispatı olarak “insan dili kesintisiz ve devamlı gelişmeye uygun olarak, kendi başlangıcından günümüze kadar, binden fazla dil ve lehçeyle ayrılmış olmasına rağmen, belli bir açık yolu aşmıştır” şeklindeki düşünceye güçlü destek vardır.   
            Günümüzdeki çok çeşitli dillerimizin kökü, yukarıdaki altı tane arketipten kaynaklanmış olan az sayıda sözcüklere gitmektedir. Bu durum gerçek ise, her dilde varolan binlerce kelimenin, bunlar gibi az sayıda ve çok basit olan başlangıç formalarından kaynaklanmış olması söz konusudur. Çünkü her bir dil, belli amaçları anlatmak için kullanılmış ses formalarından meydana gelmiştir. Yukarıda izah ettiklerimizi kısaltarak şöyle formülleştirebiliriz: Bütün insan birliğinin altı tane arketipten oluşan belli bir ortak sözcük mayası olmuştur. Bu sözcük mayası günümüzde de her bir dilin temelini teşkil etmekle beraber, günümüzdeki dillerin arasında var olan bağlantıyı açıkça göstermekte ve anlatmaktadır.”[147]
Faster bu eserinde altı tane arketipin her birinde çeşitli dillerde oluşan birkaç bin sözcüğü örnek vererek, onların anlattığı genel amaçları konusunda izahlar da vermiştir. Bu kelimeler arasında günümüzdeki Türkmence’de kullanılmakta olan sözcüklerin pek çoğuna rastlıyoruz. Ancak bu meselenin üstünde durmak konumuz çerçevesinde mümkün olmadığından, onun özel bir konu olduğunu, dil ve kültürümüzün tarihini öğrenmekte büyük önemi olacağını hatırlatmakla geçiyoruz. Bu sözcüklerin tarihî önemi konusunda düşünür sözüne şöyle devam ediyor: “Amerikalıların (burada Kızılderilileri kastediyor B.G.) dillerinin öğrenilmesini önemli kılan başka bir gerçek ise, dilin her zaman için gözden kaçırılması mümkün olmayan belgesel ehemmiyete sahip olmasıdır. Çünkü bir defa yazılarak kalan her sözcük belli bir dönemin gerçeğini kendinde muhafaza ederek devamlı anlatmaktadır. Başka şeyler değişebilirler ancak sözcükler değişmeden devamlı kalır. Eski Almanca “faran “ sözcüğü buna açık bir örnektir. Bu sözcük günümüzde araba, bisiklet veya başka bir araçla belli bir yere varmayı anlatırsa da ancak aynı kelime bundan iki bin yıl önce bir yere yaya olarak varmayı anlatmıştır.[148] 
Görüldüğü gibi Alman dilindeki “fahr” sözcüğü Türk dilindeki “var” (varmak) sözcüğü ile aynı kökten meydana gelmiştir. Faster’in fikrine göre, arketipler meydana geldikten sonra yeryüzünde yaşayan insanların eski atalarının genel bir ortak dil oluşturdukları, ilk meydana gelen sözcüklerin ise “doğa”, “ateş” ve “kadınlar” ile ilgili olduğu ispat edilmiştir. O, sözünün ardından dünyanın çeşitli dillerinden kadınlarla ilgili sözcüklerin yüzlerce örneğini veriyor. Bu örneklerin arasında günümüzdeki Türkmen dilinde var olan “ene” (bazı ağızlarda emme), “mama” (annenin annesi), “heley” (eş, hanım, gelin), “gıyz” (kız), “gayın” (kayın) gibi sözcüklerin aynısı veya onlara çok benzer kelimeler vardır.[149]
Şimdi konumuza aşağıdaki sorularla devam edelim: Yukarıda ortaya koyulan bilimsel fikirlere uyarak, “yeryüzünde birbirini anlamayan binlerce dilin aynı kaynaktan meydana geldiği” sonucuna varırsak, o zaman bu dilleri hangi ölçülere göre belirli akraba öbeklerine ayırabiliriz? Bu soruya tanıdığımız uzmanlar aşağı yukarı aynı cevabı vermişlerdir. Biz burada bu konuda geniş ve ilmî açıklama yapan Störig’in fikrini esas alıyoruz: “Kökü bir olan diller, kendi aralarındaki genetik bağlantılarla belirlenmektedir ve bu bağlantı esasında başka dil gruplarından farklılaşmaktadır.”Birbirine genetik bağlılık” ne demektir? Bunun için aşağıdaki üç etabı göz önüne almak gerekir:  
1- Birkaç dilin belli bir ana dilden meydana gelmiş olması ile ilgili olarak yazıya geçmiş mükemmel dokümanların, inandırıcı delillerin elde olması. Mesela Fransızca, İtalyanca, İspanyolca gibi “Roman” dillerinin Lâtin dilinden meydana gelmiş olması konusunda böyle dokümanlar vardır.
2- Dillerin birinci gruptaki gibi belli bir dilden meydana gelmiş olması hakkında yeterli doküman bulunmasa bile, çeşitli diller ve onun lehçeleri özellikle onların elde edilmesi mümkün olan en eski örneklerini nazar-ı itibara alarak araştırıldığında, temel bir dilden meydana gelmiş olmaları açığa çıkabilir; Indo-German dillerinde durum böyledir. Yani onların en eski nüshaları araştırıldığında dokümental olmasa da aynı dile gittikleri görülebilir.
3- Birinci etaptaki gibi iyice dokümental olarak ispat etmek veya ikinci etaptaki gibi yeterli miktarda esaslı dokümanlar olmasa da, belli bir dil grubu, onların ortak sözcüklerini (elbette ayrı ayrı akraba olmayan dillerin de sözcük alıp verme imkânını dikkate alarak), her şeyden önce onların gramer ve ses benzerliklerini esas tutarak onların “belli bir akraba dil grubunu oluşturuyor” şeklinde bir varsayımı ortaya koymak mümkündür. Bu şartlara göre örneğin Kızılderililerin, Afrikalıların ve buna benzer bazı kaybolmuş eski kavimlerin dilleri, belli bir dil ailesinde yer almaktadırlar.”[150]
Sümer dili ile Türk dilinin mukayesesine gelince, bu diller arasındaki ilişkilerin ispatı için genelde ikinci ve üçüncü dil kaynaklarına başvurulmaktadır, yani bu iki dilin sözcüklerinin ve onların gramerlerinin arasındaki uygunlukları ve benzerlikleri esas almakla hareket etmek mümkündür.
Dil uzmanlarının dünyadaki dilleri sınıflandırmak için teklif ettikleri gramer kuralları ve ölçülerine bakılırsa, dillerin geçirdikleri olgunlaşma süreçleri ve onların gramer özellikleri birbirinden çok farklı ve karmaşık olmasından dolayı araştırmacıların onları belli gruplara bölmeleri de birbirinden biraz farklıdır. Ancak genellikle dünyadaki diller aşağıdaki şu üç temel gruba bölünmektedir.
Sümer-Türk dillerinin köklerinin bir olup, bir gruba ait olması hakkında bilgi ve açıklamalar bulunmaktadır. İranlı tarihçi Hasan Pirniya şunları kaydeder: “Âlimler dünyadaki mevcut dilleri üç gruba ayırmaktadırlar. Birinci grup “tek heceli” diller (Monosilabik). Bu dillere “kök diller” de denilir. Bu diller kök sözcüklerden meydana gelir. Bu kelimelerin önüne veya ardına başka heceler eklenmez. Çin, Anam ve Siam dilleri bu gruba aittir. İkinci grup “iltisaki” dillerdir. Bu dillerde kök sözcüklerin ardına ekler katılmak yolu ile yeni sözcükler yapılıyor, ancak kök sözcük değişmeden kalır. Dilleri iltisaki olan halklar şuunlardan ibarettir: 1-Ural-Altay dilleri, örneğin Türkler, Tatarlar, Moğollar, Finler, Tunguzlar, Samoyedler. 2- Japonlar ve Koreliler. 3- Hind Dravidiler ve Basklar. 4- Yerli Amerikalılar. 5-Afrika’daki Nubililer, Hutentutlar. Eski kavimlerden bu dil grubuna girenlerden Elâmlılar, Hititler, Sümerler üzerinde de durulmaktadır. İlim adamlarının bazıları Sümerceyi de iltisaki dillere dahil etmektedirler. Üçüncü dil grubu ise Ariyanlı Hind Avrupalılar ve Samîlerden ibaret olan “Flektiv” dil grubudur.”[151]
2. Dünya Dillerinin Sınıflandırılması
2.1. Bükünlü Diller: (Flektiv / Tasrifî):
Bu dil grubunda sözcükler kendi temel anlamlarını muhafaza ederken çeşitli kişilerde, durumlarda ve sözlerde tuttukları yerleri ile ilgili çeşitli şekiller alırlar. Örneğin “İnnomine Patris” (babanın adında). Burada nomine sözcüğü nomen (ad, isim) sözcüğünden gelir, ardına eklenmiş “e” harfi onun “in” prepozisyonu ile ilişkisini gösterir. Patris sözcüğü pater sözcüğünün “ilgi durumundaki” şeklidir. Görüldüğü gibi burada kök sözcük değişmiştir, ancak buna rağmen onu açıkça tanımak mümkündür. Ardından eklenmiş “is” eki ise, buradaki ilgi bağlantısını anlatır.

2.2. Bitişimli Diller (Agglutinativ / İltisakî)
Alman dilinde de “miteinander” gibi birkaç sözcüğün birleştirilerek yazılmadığını görürüz. Ancak bu bitişimlilik hadisesi değildir, çünkü onları “mit ein ander” şeklinde ayrı ayrı yazmak da mümkündür ve bu durumda da onun manasını açıkça anlarız. Bitişimli dillerde ise, ekler birbirinin ardından eklenerek (katılarak, birleşerek) gelir ve Indo-German dillerindeki flektion ögelerinin (edat, zamir vb.) vazifesini yerine getirir. Örneğin, Türk dilinde ev sözcüğünün ardına “im” ekini katarak “evim” (mein Haus) ve çoğul eki “ler” eklemek vesilesi ile “evlerim” (meine Häuser) yapılır. Bu eklerin her birisi bir anlamı gösterir ve aynı zamanda onlar, sağlam ve güçlü kaidelere uygun olarak birbirinin ardından gelir.”[152]
Görüldüğü gibi araştırılması bitişimli dil grubuna ait olan Türk dili ile İndo-German dil grubundan olan Alman dili karşılaştırıldığında bu iki dil grubunun benzer özellikleri ve farklılıkları daha açık anlaşılacaktır. Türk dilinde durumlar, kişiler ve zaman, sağlam kaidelere uygun şekilde sıralı olarak kök sözcüklerin ardına eklenen “ekler” ile gösterilir. Alman ve diğer İndo-German dillerde ise bu durum, kök sözcüklerin önüne, ortasına ve ardına eklenen ekler veya özel edatların yardımı ile gösterilmektedir. Ayrıca Türk dilinde kök sözcükler eklerin katılması ile asla değişmez, ama İndo-German dillerinde, bu durumlarda kök sözcükler değişir. Hatta bazen onları tanımak oldukça zorlaşır.

2.3. Ayrışkan Diller (İsolierende Sprachen/ Hece dilleri)
Bu dillerde sözcükler bükünlü diller gibi değişmez ve bitişimli dillerdeki gibi birbirinin ardından eklenmek suretiyle uzamaz. Bu dillerde sözler birbirinin ardından, takılan ayrı ayrı sözcüklerden, gerçek kök sözcüklerden meydana gelir. Bu dillerin en belirgin örneği Klâsik Çin dilidir. Müteakip bölümlerde, yukarıda gördüğümüz bilimsel esaslara dayanarak Sümer ve Türkmen dilleri arasındaki ilişkileri açıklamaya çalışacağız.  

3.Sümer-Türk Dil İlişkileri Konusundaki Düşünceler
Sümerologların hemen hemen hepsi, Sümer dilinin temelinin Ural-Altay dillerden oluşan bitişimli dil grubuna ait olduğunu kabul etmektedirler. Onlardan Hommel, Poppe, Zakar gibi uzmanlar ise Sümer dilinin doğrudan doğruya Türk dilinin akrabası veyahut onun kökü olduğunu teyit etmektedirler. Meselâ Hommel şöyle yazar: “/.../ şimdi biz Sümerlerin yaşam şartlarını öğrenmekle beraber, tekrar onların uzun zaman kutsal sayılmış “diline” dönüyoruz. Bundan sonraki iddialarımızda bu dilin Ural-Altay dilleri ve daha çok uzaktan İndo-German dilleri ile akraba olduğunu kuşkusuz ifade etmemizin yanı sıra, çeşitli kaidelere uyan sözcükler ve onların kendi aralarındaki ilişkilerini dikkate alarak, onun temelini oluşturan söz diziminin kuzey dilleri veya başka deyimle Turan dilleri ile aynı olmuştur da diyebiliriz.
Sümercede, Samî dilleri için çok yabancı olan, fiilin cümlenin sonunda gelmesi, edatların yerine “hal eklerinin” kullanılması ve buna benzer dil özellikleri bizi bu dil ile başka diller arasında akrabalık ilişkileri aramaya sevketmektedir. Sıfatın ismin ardından ve “ilgi durumunda” bağımlı sözcüğün baş sözcüğün ardından gelmesi gibi eski Sümerce metinlerde geniş çapta kullanılmış olan unsurlarda Samî dillerinin etkisi açıkça görülür. Bu konuda Türk lehçelerinden olan ve bünyesinde Samî dillerinden olan İbranice’den alınmış kelimeler bulunan Karaim Türklerinin dilinde çok ilginç benzerlikler vardır.
Sümerler özellikle başka dillere verdiği sözcükleri ve yazısı vasıtası ile dil, din ve kültür bakımından Samî ırklardan oluşan Babillileri o kadar derin o kadar güçlü etki altına almışlar ki, Sümer metinleri muhafaza olunup kalmamış olsa da, her adımda onları açıkça tanımak mümkün olacaktı. Böyle kıymetli dilin karakterini belirlemenin çok büyük önemi vardır. Her şeyden önce bu dilin Samî dillerden çok eski olduğunu (yukarıda söz ettiğimiz bazı etkiler hariç) dikkate alarak, hangisi olursa olsun başka bir dil ile akrabalığı aranmalıdır. Oppert 1950’li yılların sonlarında ve maalesef 1883’te erken vefat eden Francois Lenormant (1874’ten itibaren) Sümer dilinin Ural-Altay dilleri ile akraba olduğunu ortaya koymuştur. Gerçekte Oppert’in Macar, Moğol ve Mançu dillerinin bazı kelimelerini mukayese ettiği dönemde Lenormant kendi eserlerinde kelime ve gramer mukayeseleri aracılığı ile Ural-Altay dillerine birinci sırada yer vermekteydi.
Burada ele aldığımız mesele ise, maalesef bugüne kadar araştırmacılar tarafından takip edilmedi. Ancak mukayeseler, Ural-Altay dil grubunun Altay dalı ile Sümer dili arasında doğrudan ve yakın akrabalığın inkâr edilemeyecek sonuçlarını ortaya çıkarmıştır. Elbette burada bu iki dilin çeşitli özelliklerini ve bu cümleden olarak gramerini inceleyerek açıklamak fırsatı yoktur. Ancak en azından bazı kelimelerin mümkün olduğu kadar belirli anlamlarını ve diğer yönlerini mukayese ettiğimizde, Sümer ile Altay dilleri arasındaki benim öne sürdüğüm akrabalık hakkında en iyi ve en açık tablo ortaya çıkmaktadır. M.Ö. 3000 yıla ait olan dil ile, M.S. 700 yıldan itibaren tanınmış Altay dilleri arasında çok sayıda kökü bir olan kelimenin mevcut olması, temelde onların arasındaki akrabalığı inkâr edilemez derecede açıklamakla beraber daha çok yakınlıklarının olduğunu da göstermektedir. Aşağıdaki kelimelere bir göz atalım:

            -abba (Greiss),              Moğolca, ebu (-gen)
            -umma (Greissin),         Moğolca, eme (-gen)
            -agar (Acker),              Eski Türkçe ekin
            -agarin,                        Eski Türkçe karın,(Türkmence garın)
            -Ai (Mondgott),            Eski Türkçe ay (Mond)
            -anşe (Esel),                 Moğolca esli-gen, Türkçe eşek
            -apin (Pflug),                Eski Türkçe abıl (Feldhacke)
            -dag (Stein),                 Eski Türkçe taş, Türkmence daş
            -din, til (Leben),            Eski Türkçe tirig, Türkmence diri
            -dingir (Gott),                Eski Türkçe. tangrı (Himmel)
            -dug, dub, div (Knie),     Türkçe topuk, Türkmence dıyz, dız
            -gal, val (sein),              Eski Türkçe bolmak, Türkçe olmak
            -gal, val (gross),            Eski Türkçe ulu(g),(Türkmence ulı,galın)

Günümüze kadar tanınmış en eski dil olan Sümer dili ile Ural-Altay dil grubunun Altay dalı arasındaki yakın ilişki, sadece filoloji ile sınırlı değildir; etnoloji açısından da büyük benzerlikler vardır. Bundan başka mitoloji ve hayvanlar dünyasında elde edilmiş sonuçlar da dil incelemelerinden alınan neticeleri tamamlar niteliktedir.”[153]
A. Zakar bu konuda şunları kaydeder: “Sümer dili ile eski Macar ve Türk dilleri arasında genetik ilişki olma imkânı yıllardan beri incelene gelmektedir. Örneğin Varga (1942) Sümer dilinin Ural-Altay dilleri ile ilişkisini gramer bakımından ortaya koymaktadır. Goszoni (1959) ise Sümer dilinin gramerini 58 noktada nitelendirmenin mümkün olduğunu açıklamıştır. Bunlardan 55’i Fin-Ugor dillerine ait olan Macar dili ile, 29’u Türk dillerine, 21’i Kuzey Fin-Ugor dillerine, 24’ü Kafkas dillerine denk geliyor. Heimes’in araştırmalarından faydalanarak, ben de 100 sözcüğü gösterdim ve bu kelime tablosu vasıtası ile Ural-Altay dilleri arasındaki benzerliklerin temel yönlerini ortaya koydum.”[154]
Poppe “Bir Eski Kültür Sözcüğü: Balta” adlı makalesinde, Türk dilindeki “balta” sözcüğünün doğrudan doğruya Akkad dilindeki “Paltu” sözcüğünden alınmış olduğunu ve bu sözcüğün Sümer dilinde “Bal” olduğu konusunda açıklamalar yaparken, onun başka bir Hind-Avrupa dillerinden alınmış olmasının mümkün olmadığını ilmî temellere dayanarak ispat eder.[155]                      
Başka bir kaynakta şöyle bir fikir öne sürülüyor: “Ada” veya “ata” sözcüğü Türk dilinde Sümercedeki gibi “ata” anlamındadır. Saks, Sarten, Dorant ve Kramer gibi bazı tarihçiler Sümer ve Elâm dillerine bu iki dilin yapısını, onlar arasındaki sözcük ve fonetik benzerlikleri göz önünde bulundurarak, Ural-Altay (Türk-Moğol) dilleri dizisinde yer verirler. Bilim adamı “Sadruleşrafi” benim dikkatimi aşağıdaki konuya çekti:
Sümerlerin ve Elâmların dilleri bütün tarihçilerin kanaatine göre Samî dili de değil, Ariyan dili de. Elâm dilinin Ural-Altay dilleri ile hem form hem de fonetik bakımdan benzerliği, adların ve diğer sözcüklerin birçoğunun bu dillerle ortak olması, birkaç tarihçiyi ve arkeoloğu Elâm ve Sümer kavimlerinin göçüp geldikleri yerlerin Dağlık Kafkasya, Azerbaycan ve Orta Asya olması ihtimalini söylemeye mecbur etmiştir.”[156]
Bu konuda belgeler ve söylenenler çoktur. Biz bu bölümü Türk dili uzmanı Caferoğlu’nun sözleri ile tamamlıyoruz: “XIX. yüzyılın ikinci yarısına doğru Ural-Altay dilleri grubu çerçevesi genişletilmekte devam ediyordu. Daha 1857 yılından itibaren Oppert, keşfedilip okunan Mihî hatlı yazı dillerinin, eski Önasya Midiyalıların diline yakın olduğuna inanarak, bu yazıların dilce, eski Turânî yahut İskit kavimlerinden birine ait sayılmasını iltizam etmiştir. Bu fikrin diğer bir kuvvetli müdafii olan Lenormant, kendinden önceki dilcilerin metoduna uyarak, gramer unsurları esasına göre ileri sürülen karabet teorisinden uzaklaşmış ve keyfi araştırmalara bolca yer verdikten sonra, bu dile ait birçok kelimeleri, sırf telâffuzları üzerine Fin-Ugor ve Türk-Tatar dillerinden saymıştır. Dikkate şayandır ki, bu sahanın üstatlarından sayılan Eber, Schrader dahi, muayyen modifikasyonlara dayanarak, Akkad dilinin de agglutinativ olup kelime serveti bakımından bu dilin Türk yahut Fin-Ugor dillerinden sayılabileceğine kanaat getirmiştir. Daha sonraları, aynı tez Hommel tarafından müdafaa edilmekle kalmamış, ayrıca bir de Sümer-Akkad dillerindeki fonetik değişmelerinin, Türkçeye benzemekte olduğu nazariyesi yeniden canlanmıştır. Bilhassa bu iki dildeki Pronomina unsurlarının birbirine benzemesi, iddia edilen karabetin en kuvvetli temelini teşkil eylemiştir. Her iki dil arasındaki sayı, proposition ve adverb gibi unsurların, velev dış bakımdan göze çarpan benzeyişleri, bilgin Hommel’e, davasının tutulması için, çok elverişli olmuştur. Neticede, Hommel, Sümer-Akkad dillerinin, Ural-Altay diller manzumesinin bir dalı olan Türk-Tatar dilinin, en eski gelişmiş devresinden biri olduğu kanaatine saplanmış kalmıştır.”[157]
Ancak Caferoğlu bir taraftan şimdilik Sümer dilinin öğrenilme süreci tam olarak tamamlanmadığı, diğer taraftan M.Ö. 3000. yılın başlarında ortaya çıkarak mükemmelleşmiş bu dil ile, Orhun-Yenisey yazıtları arasında 4000 yıla yakın bir zaman mevcut olmasından dolayı, Sümer-Türk dillerinin ilişkilerini öğrenmek ve bu boşluğu doldurmak için daha çok çalışma yapılmasını öneriyor. Bu boşluğu giderebilmek için bir ölçüde Sümer dili ile Çuvaşça ve Yakutça gibi çok eski Türk lehçelerinin karşılaştırılması gerektiğini belirtiyor.
Caferoğlu'nun bu konuda göz önünde tuttuğu araştırma sürecinin belli bir kısmı Tuna, Balkan ve Süleymanov gibi bilim adamlarının çok değerli araştırmaları sayesinde belli ölçüde kat edilmiştir diye düşünüyoruz. Bizim kanaatimizce, yukarıda da işaret ettiğimiz gibi, eğer Sümer dili ve edebiyatı Türk dünyasının en eski üyelerinden olan, dilinin sözcük hazinesinin zenginliği, doğup büyüdüğü ve şimdiye kadar yaşaya gelen yurdunun çok eskiliği ile başka bir olumlu özellik gösteren Türkmen dil ve edebiyatı ile karşılaştırılırsa bu konuda yeni şeyler açıklığa kavuşacaktır. Bizim bu kanaate varmamıza, bazı Türkmen dilcilerin dışında ünlü dil uzmanı Şerbakov'un: “Tarih öncesi dönemde tüm Türk uluslarının hemen hemen bugünkü Türkmen diline yakın bir dilde konuştukları” konusundaki görüşünün de etkisi olmuştur.[158]

4.Sümerce-Türkmence Arasındaki Dilbilimsel Benzerlikler
Türkmence genel Türk dilinin en eski lehçelerinden birisidir diye düşünyoruz, çünkü geçen bölümlerde gördüğümüz gibi Türkmenistan Anau, Altıntepe, Marguş ve Part (Parfia) gibi eski medeniyetleri yaratan kavimlerin beşiği olmuştur. Hatta günümüzdeki Türkmen ulusunun etnik terkibinde bu eski kavimlerin bir çoğunun izlerinin Oğuz boylarının yanında mevcut olduğu bilim adamları tarafından kabul görmektedir. Bu gerçek eski Sovetler döneminde de benimsenmişti. Örneğin Türkmen Edebiyatı Tarihi resmen Orhun-Yenisey yazıtlarından başlayarak diğer kardeş Türk halkların dil ve edebiyatı ile birlikte ele alınırsa da,[159] N.Gulla gibi bazı bilim adamları, onun kökeninin en azından Milat’tan 300 yıl önce başlamış Part (Parfia) medeniyetinde aranması gerektiğini savunuyorlar.[160]
En son araştırmalarda bu genel dil hakkında şu fikirlerle karşılaşıyoruz: “Türkçe, tarihi 4500 yıl öncesine kadar uzanan dünyanın en eski ve en çok konuşulan dillerinden birisidir. Tarih öncesi dönemde konuşulan Ön Türkçe, Ön Altayca’ya kadar uzanır. Burada Ön Moğolca, Ön Mançu-Tunguzca ve Ön Korece (ve belki de Japonca) ile akrabalığı vardır. Ön Türkçenin tarihi gelişimi ve dil özellikleri hakkındaki bilgiler çeşitli teorilere dayandığı için, bu konuda bilimsel fazla bir şey söylenmemekdir.”[161]
Bu bölüme girişte şu hususları göz önünde bulundurmak istiyoruz:
1. Günümüzdeki Türkmen dili ile Sümer dili arasında 4000 yıldan fazla bir zaman bulunmaktadır. Bir taraftan Sümer dili henüz çok gelişmemiş ve gramer açısından olgunluk sürecini geçirmemiştir. Diğer yandan Türkmen dili kendi içerisinde (dillerin gelişme süreçlerine uygunlukta) mükemmelleşmiş hem de başka dillerle karşılıklı etki sonucunda bir çok değişmelere maruz kalmıştır. Hatta biz bugün, (Sümerler döneminde) yaşamış kendi atalarımızın dili ile günümüzdeki Türkmen dilini karşılaştırma imkânımız olsa idi, onlar arasında da büyük ölçüde farklılıkların bulunması gayet doğal olurdu. Netice itibariyle Sümer-Türkmen dillerini karşılaştırdığımızda, belli ölçüde benzerliklerin ve dengelerin bulunmasının aralarında akrabalık ilişkilerinin mevcudiyetini gösterdiğini düşünüyoruz.
2. Çivi yazısı olgunlaşma sürecini, özellikle hecelerin seslere bölünüp yazılmasını Sümerlerin kendi dönemlerinden daha sonra geçirmiştir. Netice itibariyle Sümer sözcüklerinin sesleri ve onların yankılanışı (telâffuzu) yazıya geçmemiştir. Yani bir çok sözcük için, Sümerlerin kendilerinin de onları nasıl telâffuz ettikleri pek açık değildir. Aslında bu husus, bugünkü gelişmiş diller ve alfabeler için de geçerlidir.
3. Sümer metinleri genellikle onların hemen ardından, mirasçıları hükmünde Mezopotamya’yı ele geçiren Akkadlar gibi, dilleri Sümerce’den tamamen farklı olan Samî kavimler tarafından yazıya geçirilmiştir. Bu durum ise, Sümer dilini oldukça etkileyerek, belli ölçüde hem sözcükleri ses ve telâffuz açısından hem de o dilin gramerini, adı geçen dillerin kaidelerine uydurarak değiştirmiştir. Bu konuda son yıllarda yazılan akademik eserlerin birinde şu açıklamalar vardır: “Sümer dili bizim için sadece Akkad dili aracılığı ile kendisine ulaşılabilir bir dil olmuştur. Bir başka deyişle Sümerce, yapısı Sümer dilinden temelden farklı olan bir dil yolu ile bize ulaşmıştır. Bizim Sümer dilinin fonetik ve grameri ile doğrudan temas imkânımız olmayıp, ona Akkad dilinin gözlüğü ile bakabiliyoruz. Eğer Sümer dili Mezopotamya’nın Samî kavimleri tarafından korunup saklanmasa idi, biz hiçbir zaman Sümer yazılarını okuyamazdık”[162]
Bu konuda yine Sümerlerin kendilerinden temelden başka bir dilde konuşan Akkadlar ile uzun yıllar komşuluk içinde yaşadıkları, aralarında devamlı siyasî ilişkiler, savaş ve barışların devam etmesi neticesinde birbirini güçlü bir şekilde etkiledikleri konusunu etraflıca ele alarak arı Sümer kültürü ve edebiyatından, sadece M.Ö. 3000-2400 yıllar aralığında söz etmek mümkündür.[163]
4. İlk Sümer dili araştırmacılarının hemen hepsi İndo-German dillerinde konuşan Avrupalılar olmuştur. Onun için kendi dillerinden temelden ayrı olan bir dili düşünerek araştırmakta zorluk çekmişlerdir. Onların çok sayıda Sümerce kelimeleri kendi dillerine uygun şekilde yazmış olmaları da gayet muhtemel ve aynı şekilde doğaldır. Bu konuda yukarıda adı geçen eserin giriş bölümünde şu bilgi verilmektedir: “Sümer dili Hint-Avrupa dili olmayan bitişimli (agglutinativ) bir dildir. Bu yüzden onu İndo-German dili ile karşılaştırarak incelemek mümkün değildir. Öyle ise, Sümer dilinin gramerini kurmak nasıl mümkün olabilir? Biz her derste Alman dili gramerinin belirli bir bölümünü ele alarak ardından, Sümer dilinde ona uygun kaideleri ele alıyoruz. Alman olmayan okurlarımız bunun tersine, kendi dilinin gramerine göre davranırlarsa belki daha iyi ve olumlu sonuçlar alabilirler. Örneğin, “ilgi durumundaki zamirleri” her okur kendi ana dilinin kaide ve kuralları ile düşünürse, daha anlamlı olması mümkündür.[164]

5. Biz burada sadece belli ve göze çarpan benzerlikler üzerinde duruyoruz. Ancak dilimizin çok yönlü ve mükemmel kaideleri, özellikle onun mükemelleşme kanunları esasında Sümer dili ile karşılaştırılırsa, daha anlamlı ilişkilerin ortaya çıkacağına, hatta onların akraba olduklarını daha bilimsel temellere dayanarak ispat etmek imkânı elde edileceğine de inanıyoruz.

5.1. Sesbilgisi Lautlehre/Fonetika
5.1.1. Sümer dilinin mükemelleşme süreci
Sümer dili araştırmacılarının açıklamasına göre, “çivi yazısı mükemelleşme sürecini uzun çağlar içinde oluşturmuştur. İlk dönemde her bir sözcük için belli bir işaret kullanılmıştır. Örneğin bu “*”(yıldız) işareti iki türlü okunur. Biri “dingir” yani “tanrı” biri de “an” yani “uzak” ve “gök” anlamlarında. Sonraki süreçte sözcükler hecelere bölünüp yazılır. En son aşamada ise, heceler seslere dayalı harfler ile yazılır.”[165]
Uzmanların açıklamasına göre hecelerin harflere bölünüp yazılması M.Ö. birinci bin yılda ortaya çıkmıştır.[166]                               
Falkenstein da bu konuda şunları söyler: “Sümer yazısında yani Sümerlerin kendi dönemindeki çivi yazısında genellikle her kelime için belli bir işaret kullanılmıştır. Sözcükleri hecelere bölüp yazmak ise Sümerlerden sonraki dönemde gelişmiştir. Bu yüzden de Sümer dilindeki pek çok ses yazıyla kaydedilip korunamamıştır. Bir de, Sümerlerin mirasçısı olan Samîlerin dil karakteri Sümerceden temelde başka türlü olduğu ve Sümer dilindeki bir takım sesler onların dilinde bulunmadığı için yazılarında da kullanılmamıştır. Örneğin Sümer dilinde burun sesi “ñ” vardır. Bu sesi sonraki kavimler başka harflerle yazmışlardır. Örneğin “Añ” yerine “Am”, “İñ” yerine “İm” ve “Eñ” yerine “Em” yazılmıştır.”[167]
Bilindiği gibi burun sesi “ñ” resmi Azeri Türçesi ve bugünkü standart Türkiye Türkçesi hariç tarihi ve çağdaş bütün Türk lehçelerinde vardır. Meselenin çok ilginç ve anlamlı yönü ise, o dönemdeki Sümer dili ile Samî kavimlerinin dilleri arasındaki ilişkinin günümüzdeki Türkmen dili ile Samî kavmi olan Arap dili arasında da aynı şekilde mevcut olmasıdır. Örneğin Türkmen dilindeki “ñ” sesini yazmak için Arap alfabesini kullandığımızda (ng) şeklinde yazmaya mecbur oluruz. Türkmence’nin dil hususiyetlerini bilmeyen birisi de bu Arap harfleri ile yazılan “ñ”“ng” sesini n ve g harfleri olarak değerlendirecektir.

5.1.2. Sümerce’de Sesler
Sümer dilinde var olan ünlü ve ünsüz seslerin günümüze kadar uzmanlar tarafından açıklananları aşağıdakilerden ibarettir:

5.1.3. Ünlüler
Tek ünlü sesler: a, e, i, u seslerinden ibarettir. “o” sesi için çivi yazısında belirli bir işaret yoktur.
Çift ünlü sesler (uzun ünlü sesler): Bu sesler ayrı ayrı hecelerdeki ünlülerin birbiri ile sürtüşmesi sonucu meydana gelmiştir. a-u-ı, ga-iş, ga-eş.
Ünlü sesler genellikle kök sözcüklerde değişmeden kalır. Sümer dilinde büyük değişmelere maruz kalmadan ayrı ayrı ünlüleri kabul eden kelimelerin sayısı (helçelerde) çok azdır. Örneğin: har (hir) =  hur (=  gur =  mur) =  ar =  ir, dib =  dab =  dub, ama =  eme =  umu.
5.1.4. Ünsüzler
Sümer dilinde hecelerin başına gelen ünsüzler şunlardır: b, p, g, k, q, d, t t, z, s, s, ş, m, n, r, h
Hecelerin “R” harfi ile başlaması, sonraki dönemlerde Akkadların etkisi ile ortaya çıkmıştır. (Türkçe’de de heceler “R” harfi ile başlamaz). Sümer dilinde bulunan tek boğaz sesi ise, çoğunlukla ünlü ile başlayan hecelerin başında gelen “h” sesidir.
Pek çok dilde olduğu gibi Sümer dilinde de kelimelerin başında, ortasında ve sonunda gelen şu ünsüzler birbirine çevrilerek değişip gelebilirler:
b ® p, g ® k® k (q), d ® t® t, z ® s® s® ş, ş ® l® r, m ® b Örneğin: udug ® utuk, tun ® dun, kilim ® gilim, udul® utul, suhuş ® suhus, sal ® şal, dil ® diş, sis ® şeş, şar ® sar, sa ® şa, sal ® zal ® şal, uşu ® uzu, ka ® ga, Oar® gar, su ® zu, zi® şi, kab ® qab, kuşu ® kuzu, buzur ® puzur, gibit ® kibit, gidim ® kitim, bal ® pal, dim ® tim, gisal ® gizal, barun ® marun, işib ® izib, l ® g: lumun ® gumun, lar ® lir ® lur ® ar ® ir ® ur, didim ® eximmu, tibira ® ibira, giş ® işşu, b ® g: şag ® şab, zubud ® zugud, dug ® şib, ’eb ® sig, dug ® dub, k ® g’: gir ® şer, kid ® şid.
Diş ıslıklı (Dentale-Sibilante): niaba ® nisaba, di ® si, gud ® gus, tuş ® şuş, dug ® zug, siskur ® diskur, zadim ® zinu, dug ® şib ® zeb, d ® g: diş ® giş.[168]

5.1.5. Heceler
Hece sisteminde çift ünsüz ses kelimenin önünde veya ardında gelmez. Böyle durumda ona bir ünlü ses eklenerek tekrar (ve hece artırılarak) yazılır. Örneğin “bra” sözcüğü “ba-ra” şeklinde yazılır.”[169]                                                                                   
Türkmen dilinde de kelimenin başında ve sonunda çift ünsüz ses gelmez. Yabancı dillerden gelmiş böyle sözcükler ise, Sümer dilindeki gibi Türkmen dilinin kaidelerine uydurularak, bir ünlü ses artırılıp yazılır. Örneğin “traş” sözcüğü “taraş”, “vraç” (doktor) sözcüğü “vıraç” şeklinde yazılır.
Sümer dilinde sözcüğün başında “F” sesi gelmez. Sümerce’de F sesi ile başlayan kelimeler sonraki dönemlerde Akkad dilinin etkisi altında ortaya çıkmıştır. Sümer dilinin ünsüz seslerinde de “F” yoktur ancak “P” vardır.[170]                                                       
Türkmen dilinde de durum aynen böyledir. Yani sözcüğün başında “F” sesi gelmez. Yabancı dillerden girmiş böyle kelimelerin başındaki “F” harfi değiştirilerek “P” harfi ile yazılır. Örneğin “fark” yerine “parh”, “fayda” yerine “peyda”, “fakir” yerine “pahır”, “fabrik” yerine “pabrik” yazılıyor.

5.2. Biçimbilgisi
5.2.1. Zamirler
a-) Bağımsız zamirler:
                                   sümerce           türkce
Birinci tekil şahıs:          me                  men,  ben
İkinci tekil şahıs:           ze                   sen
Üçüncü tekil şahıs:        e-ne                o, ol .[171] 
za / ze > zi       sene                                                a > ö (he)            o, ol. [172]

Bağımsız zamirde erkek ve dişi birbirinden farklı değildir, yani genel Türk dilindeki gibi Sümerce’de de kelimelerin cinsiyeti yoktur.
“a” ve “e” harfleri birbirine çevrilerek gelebilir:
ma > me,          za > za-e > ze e-ne [173]
Yukarıdaki 1., 2. ve 3. tekil şahısa ait zamirlerin Türk dilindeki bu zamirlere benzerliği görülmektedir.

B-) Zamirlerin ardına isimlerdeki gibi durum ekleri getirilir:
            Sümerce          türkçe                         almanca
na-k-am            meñki, benimki mir gehörig
za-ra                 saña, sana                   dir. [174]
           
c) Yükleme ve bulunma hallerinde 1. kişi, 2. kişi ve 3. kişi şöyle gelir:
            süm.                 türk.               
-ña (-k)            meñ, meniñ, benim       
-na-a                mende, bende                          
-za (-k)             señ, seniñ, senin                                                  
-za-a                sende.
-a-na (-k)         onuñ, onun, eski türk. anıñ
-a-na                onda,eski türk.“anda”. [175]

d) Zamirler ilgi durumunda haber yerinde geldiğinde “ge” ekini alır:
            süm.                 türk                                         alman
máge                meñki, meniñki, benimki            mein
zage                 señki, seniñki, seninki                dein

e) Verme durumunda ise “ra” eki alır
            süm.                 türk                                         alman
ma-ra               maña, bana                              mir
za-ra                saña, sana                                (dir). [176] 

f) Kişi eklerine çevrilmiş zamirler: Sümer dilinde kişi ekleri “şahıs zamirlerinden” meydana gelir. Bu durum Türkmen dilinde de aynıdır:
1. mu, ma: ım / im, um / üm (mein, meine)
            Süm.                türk                                         alman
ê-mu               öyüm, evim                              mein Haus
du-mu              çağam, doğmam, çocuğum        mein Kind
ad-damu           atam                                        mein Vater
ama-mu            enem, anam                             meine Mutter
dug-mu             dızım, dizim                              meine Knie

2. zu: ıñ, ñ
            Süm.                türk                                         alman
e-zu                 öyüñ, evin                                dein Haus
izi-zu                oduñ,ıssın,odun, ateşin               dein Feuer.[177] 
3. ni, bi:  si, i
            Süm.                türk                                         alman
ama-ni              enesi, anası, annesi                   seine Mutter
dingir-bi            tañrısı, tanrısı                            sein Gott
4. ani: onuñ, eski türkçe anıñ, onun
            Süm.                türk                                         alman
e-ani                öy-anıñ, ev onun, evi                 sein Haus
dingir-a-ni         tanrı onun, onuñ tañrısı              sein Gott. [178]                       
Görüldüğü gibi Sümer ve Türkmen dillerinde “kişiler” ve “durumlar” ismin veya zamirlerin ardından gelen “ekler” aracılığıyla gösterilir. Halbuki İndo-German dillerinde bu durum bağımsız edatlar (präposition) ile gösterilir. Yani Sümer dilinden temelden farklı bir kaideye sahiptir.

5.2.2. İsimler / nomen
a) Sümer dilinde isimlerin kökü genellikle bir tek heceden, nadiren de iki heceden oluşur:
            süm.                            türk                                         alman
sag                              baş, kelle                                  Haupt
ge                                gice, gece                                Nacht
gig                               kesel, hasta                              krank
uru                               yurt, yurd, şehir                         Stadt
izi                                od, ıssı, ateş                              Feuer
dumu/dugeme               çağa, doğma, çocuk                  Kind
temen                          düyb, temel, esas                      Grund.

b) Sümer dilinde isimlerin dış görünüşü fiillerden farklı değildir. Kök kelimeye yeni eklerin gelmesiyle kök kelimede herhangi bir değişiklik olmaz. Gramatik oluşumların etkisi bu kök sözcüklerin dışında, yani önünde veya ardında kalır.[179] 
Çalışmanın önceki bölümünde de belirtildiği gibi yukarıdaki kaide Türkmen ve diğer Türk lehçelerinde de aynıdır. İndo-German dillerinde ise tam tersine, kök sözcükler kalıcı olmayıp, gramatik olaylar neticesinde bazen yeni kelime eski kök sözcükten meydana geldiği farkedilmeyecek kadar değişmektedir.

c) Zamirlerde olduğu gibi adlarda ve sıfatlarda da dişi ve erkek cinsler çok seyrek durumda belli bir işaretle birbirinden ayrılır. Bazı insan ve hayvan adlarında cinsler özel adlar ile ifade edilmektedir: Giş: kişi, erkek (Mann), anşe: eşek (Esel), ki-el: heley, kadın (Frau), eme: maçı, dişi eşek (Eselin), ur: köpek (Hund), nig: kancık (Hundin), am: öküz, yaban öküzü (Wildochse), silim: sığır, sugun, yaban sığır (Wildkuh).[180]
Görüldüğü gibi Sümer dilinde de Türk dilindeki gibi erkeklik dişilik yoktur. Yalnız bazı kelimelerin dişi ve erkek cinsleri Sümer ve Türk dilinin lehcelerinde ayrı ayrı özel adlarla gösterilir.

5.2.3. Sümer ve türk dillerinde çokluk:                                            
Sümer dilinde çokluk ekleri ;-ene; ve ;-mes;dir.[181] Bu sümer ekine çok yakın olan ;-en; , ;-an; ve ;-in; gibi çokluk ekleri eski türkçede de olmuşdur. Örnegin: “ er+en>eren=erler, ogul+an>oglan=ogullar, teg(prens)+in>tegin=prensler”. [182]                                              
Bunun dışında aşağıdaki tarzlarda da çokluk anlatılmaktadır:

1.Adların iki kez tekrar olması:                                                       
Kur-kur: dağlık yurtlar, (tüm) dağlık, dağ-dağ, gorğan-gorğan, küren-küren, ülkeler, (“alle” Bergländer).                                                    
bal-bal:  Paltalar, baltalar Palta-palta, balta-balta, (Beile).
Böyle adın iki kez tekrarlanması ile çokluğu anlatmak durumu Türkmen dilinde de vardır. Örneğin:                                              
göl-göl (göller), deşik-deşik, hatar-hatar, dere-dere vb.

2. Ad ile ilgili sıfatların iki kez tekrar olması:                           
Dingir-gal-gal: Ulı-ulı tañrılar, galıñ-galıñ tañrılar, ulu-ulu tanrılar, die grossen Götter.[183]

5.2.4. İsmin Halleri, (Die Kausus / Düşümler)
Sümer dilinde ismin aldığı haller, sözcüğün cümlede aldığı yerleri ile belli olmadık durumlarda, durum ekleri eklemek suretiyle gösterilir. Bu tarzda gösterilen durumlar aşağıdakilerden ibarettir:

5.2.4.1.Tamlayan durumu (Der Genetiv)
İlgi hali eki “-ak”tır. Onun “k” harfi yalnız ünlü sesle başlayan eklerin önünde korunarak kalmıştır. Ünlü ile biten sözcüğün ardından “k” şeklinde gelir. Ünsüz ile başlayan eklerin önünde ise o, tümüyle kaybolur:                                                                                     
Sümer:             Dumu-an-ake (dumu-an-na-ke)                                        
Türkmen:          çağa (doğma) Anıñkı, Anıñ çağası                               
Türkiye türk.     Anın çocuğu (“An” tanrı adı)                                 
Alman:             Kind Ans
                                                                     
Sümer:             sipa-anşe-ka-ni                                                             
Türkmen:          çopan eşeğiñki onuñ = onuñ eşek çopanı             
Türkiye t.         onun eşek çobanı                                                    
Alman:             Sein Eselhirte                                                               

Sümer:             e-lu-ka                                                              
Türkmen:          öyliñkide = bir adamıñ öyünde                     
Türkiye t.:         evlinikike= birinin evinde                                           
Alman:             in das Haus eines Menschen                                      

Sümer:             e-nanşe                                                                                             
Türkmen:          öy Naşnañkı, Nanşañ öyi                                                Türkiye t.       ev Nanşanın, Nanşa’nın evi                                       
Alman:             Haus der nanşe.[184]

İlgi durumu yalnız ada bağlı elemanların durumu hükmünde kullanılır. Sümer dilinde addan sıfat türetilmediğine göre ilgi duruma çeşitli sıfatlar artırılır:

Sümer:             é-namm-lugal-a(k)-nu (lugal=kral, şah)                   
Türkmen:          öyüm şañki kimin > meniñ şalık öyüm                   
Türkiye t.         evim kralınki gibi > benim krallık evim                
Alman:             mein Haus des Königtums > mein Königliches Haus.

Csöke’nin açıklamasına göre “ilgi hali” eki şu şekilde olmuştur:    
ag / -ak > Phonetics ag > ai > ei, eu > u / -u .[185]
        
Burada gördüğümüz gibi Sümer dilinde ilgi hali ekleri olan “ak” ve “-k” Türkmen dilindeki ilgi halinin “ ñ”, “ iñ”, “ uñ” gibi ekleri ile hem form hem de isimlerin sonuna eklenmesi bakımından çok benzerdir. Halbuki Alman dilinde bu hal (ve diğer haller) bağımsız edatlarla gösterilir. Bu kaide Rusça ve İngilizce gibi diğer İndo-German dillerinde de Almanca ile aynıdır.

5.2.4.2. Yönelme durumu (Dativ / yöneliş düşümü)
Yönelme durumu eski Sümer dilinde “-ra” olarak gelir. O, önündeki sözcüğün ünlü veya ünsüzle bitmesine uygun olarak değişir. Bazen de “r” harfi düşer:
Sümerce           türk.                                        alman.                                                                                   
En-lil-la            Enlil’e                                      dem Enlil     
ama-nu-ra        eneme, anama, anneme            meinerMutter[186]                    
amani-ra           enesine, anasına, annesine         seiner Mutter    
An-ra               An’a, Anu’a (Änev’e)             dem Anu.[187]  
Bu durumun kaideleri de Sümer ve Türkmen (ve diğer Türk lehçelerinde) hemen hemen bir diyebileceğimiz kadar benzerdir. “Eski Türkçe’de ise bu durum Sümerce ile aynı olmuştur, örneğin: taşra = dışarıya, re =  içeriye”.[188] 
 “ra” eki ile gösterilen verme durumu yalnız şahıs özne ile bağlılıkta gelir. Şahıs tümlecini kendine uyduran eylem ise nesne tümlecine “yer”, “yer ve zaman” ve seyrek olarak “zaman” bulunma durumlarına bağlanırlar.[189] 

5.2.4.3. Yükleme Durumu (Der Akkusativ / Yeñiş Düşümü)
Yükleme durumu Sümer dilinde hem hiçbir ek eklenmeden anlatilir, hem de bir tümcede iki yükleme olmaz:                                          
Sümerce:          sipa-şé-pá                                                               
Türkce:             çobanı çağırmak, birini çoban olarak çağırmak.               
Almanca:          einen Hirten berufen, jemanden als Hirten berufen.[190]    
Yükleme durumunun eksiz kullanılması Türkmen dilinde de vardır. Örnegin: “adam çağırmak” (adamları çağırmanın yerine).

5.2.4.4. Bulunma hali (Lokativ / orun düşümü)
Bulunma hali eki “-a”dır. Bu ek kendi önünden gelen sözcük ile karışarak da ortaya çıkar. Sümer döneminin sonlarında ünlü “-a” sesi ünlü “-e” sesine çevrilir, bunun gibi de genel ve belirsiz bulunma durumu ile belli bulunma durumu birbirinden ayrılırlar:   
Sümerce                      türk.                                        alman.                
é-a                               öyde, evde                               im Haus
sil-a                             yolda, yolda                              auf der Strasse
an-na                           asmanda, asmanna, gökte          im Himmel
ki-a                              yerde, gırda, kırda                     auf der Erde
gê-a / gê-e                   gicede, gecede                          in der Nacht
gê-gê                           gece-gece, geceden geceye      Nacht für Nacht
ká-e                             kapıda, kapinin yaninda              neben der Tür
egera-ne                      arkasında, onuñ arkasında         hinter ihm.[191]     
za-a                             sende                                      auf dir.[192]        
Bu hal “-a” durum eki ile gösterilir ve genelde nesne özneler (şahıs olmayan özneler) ile kullanılır. O, bazı durumda da yalnız şahıs sözcüklerinin ardından gelen tümleçlere de katılarak gelir. Son Sümer döneminde ise o, şahıs sözcüklerinin kalma durumu bildiren ekin ardına eklenir.
“Kalma durumu” yer ile bağlantısında hem “nerede” sorusuna hem de “nereye” sorusuna cevap olarak gelmektedir. Ayrıca o, zamanla bağlantısında ne zaman?” sorusunun cevabı olmaktadır. Bunların dışında tür ve durum hallerine de katılmaktadır:                       
Sümerce:         “diñir-ña-i-şa”                                                               
Türkmence:      tañrım ol silağlı > meniñ tañrım, ol sılağlıdır      
Türkiye t.         tanrım o, saygılıdır > tanrım saygılıdır             
Almanca:          meinem Gott ist er genehm                                  

Süm.                “ama-na”                    “şá-ga”           “hul-la-na”           
Türkm.             enesine, anasına,           şonda                hoşlugynda       
Türk. t.             annesine                       onun içinde       hoşluğunda                                          
Alman.             seiner Mutter                darinen             in seiner Freude[193]                                             
Görüldüğü gibi yukarıdaki karşılaştırmaların temeli bir İndo-German dilinin gramerine dayalı olduğundan, bu gramere uygun olmadığı için, çok yerde Sümer dilinin gramerinin özelliklerini anlatmakta zorluk çekiliyor, hatta durumların tertibinde bir tür karmaşıklık ortaya çıkıyor. Örneğin, yukarıdaki “hul-la-na” sözcüğünün ardındaki “-na”(-a) kalma durum ekini Türkmen dilindeki ona çok yakın “-na”(-a) kalma eki ile karşılaştırmak yolu ile kolayca anlatmak mümkün olduğu halde, onu Alman dilinde “in” ve “seiner” gibi edat ve kişi zamirleri ile anlatmaya mecbur olunuyor.

5.2..4.5. Bulunma halinin sıkı görünüşü (Der lokativ-terminativ die unmittelbaren Nahe)
Bu durum “e” eki ile gösterilir ve “yanında”, “ile” anlamındadır; Türkmen dilindeki “-nda”, “-da”, “de” gibi eklerle aynıdır. O, “nesne özne” adlarına eklenir; bu durum “yer” için daha az kullanılır.[194]      

5.2.4.6 Verme durumu (Terminativ / yöneliş düşümü)
Bu hal ekinin temel şekli “-eşe” şeklindedir. O, ünlü ile biten sözcüklerin ardından “-şe” ve nadiren “-eş” şekillerinde gelir:      
An-şe: Asmana, Asmana garşı, göge (zum Himmel),                  
Nam-ti-la-ni-şe: onun diriliği için (für seinem Leben).[195]     

5.2.4.7. Birliktelik durumu (Komitativ / orun düşümü)
Bu hal eki “-da” olarak “yanında” anlamını verir. Son Sümer döneminde “-de” şeklinde değişmekte, bazen de düşmektedir:
Sümerce                      türk.                                        alman
Lagaşa(ki)-da              Lagaş’da, Lagaşıñ yanında        mit Lagaş       
 a-dé/e-de                    öyde, evde, ev ile                      mit dem Haus[196]
Sümer yazılarında yurt (ülke) adlarının yanında “ki” sözcüğü ek olarak gelmektedir. Bu sözcük “yer”, “yurt” ve “kır” gibi kavramları anlatır. Türkmen dilinde de buna benzer durumu görüyoruz. Örneğin: Küyzeligır, Gaplañlıgır, Galalıgır gibi yurt adları.

5.2.4.8. Birliktelik durumunun “yanında” ve “yoldaş” anlamında gelişi
“Yanında” ve “yoldaş” gibi anlam Sümer dilinde “-da” durum eki ile gösterilir. “da” sözcüğü “yan” (taraf) anlamındaki isim olarak, “beraber” ve “birisinin yanında” gibi durumları anlatır. Bu ek şahıs ve nesne özne adlarının ardına katılır. Ayrıca o, “bi” zamir eki ile birleşerek “bile” (ile), “ve” bağlaçlarının yerini alır. Bu anlamı ifade eden başka bir sözcük ise, Akkad dilinden alınmış “u”dur:
Sümerce:         an-ki bi-da
Tükce:              asman yer bile> asman yeri bile>gök yeri ile          
Almanca:          der Himmel mit seiner Erde;                                                                          
S.                     é-da im-da-hül                                                                
T.                    öyden ol hoşhal >öyi haladı, evden o, hoş>evi beğendi     
Al.                   er freude sich über das Haus.[197]

5.2.4.9. Çıkma durumu (Der Ablativ-Instrumental, çıkış düşümü)
Bu durum eki “-ta” olarak, bazen eski ve yeni Sümer dillerinde düşer. Bunun gibi de onun “-t” harfi, önünden gelen “r” harfinde eriyip kaybolarak birliktelik durumuna çevrildiğini de görüyoruz:              
Sümerce:         Sahar-ta/da (sahar-ra)                                               
Türk.                gumdan, kumdan (belkide sahradan, B.G.)                                                             
Alm.                von Staub                                                                         
S.                     kur-da                                                                     
T.                    dağlıkdan, dağdan, gorgandan (kurgan-dan)                               
Alm.                vom Bergland.[198]
Görüldüğü gibi çıkma durumu Türkmen ve Sümer dillerinde aynı diyebileceğimiz kadar yakındır. “-ta” eki ise bizim dilimizdeki        “-dan, -den” eki ile aynı rolü yerine getiriyor.”Eski türkçede ise bu durum Sümerce ile aynıdır, örneğin: anta =  ondan”.[199] 
Çıkış durumu “-ta” çıkış eki ile gösterilir ve anlamı ise, “bir yerden”, “bir yoldan” demektir. Bu durum (zaman) bulunma durumu ile de benzer olarak, genelde nesne özne adların ardına eklenir. Zaman durumunun yerinde o, “dana çenli” (dana gadar) gibi kavramı anlatır:                                                                                
“eridu-ki-ta nam-lugal ma-an-si”: Eridu’da (o) bana krallık sundu > Eridu’dan başlayarak o, bana krallık sundu (in Eridu hat er mir das Königtum gegeben).
Burada dikkate alınan sözcüğün anlamı “orada” anlamında olmayıp, belki “oradan başlayarak” anlamındadır.[200]                        
Görüldüğü gibi buradaki “-ta” durum eki günümüzdeki Türk dilinin “-da” ve “-dan” ekleri ile hemen hemen aynıdır.
Bu kısa açıklamalarımızın devamında görüldüğü gibi, Sümer dilinin grameri, İndo-German dil grubunun en önde gelen dillerinden birisi olan Alman dilinin gramer kurallarından ne kadar uzaksa (kendi bilim adamlarının açıklamasına göre), o kadar da bizim dilimiz olan Türkmence ve genel Türkçenin gramerine yakındır. Örneğin, “bulunma kuralları” gibi bir ibarede açıkça anlatılması mümkün olan bir Sümer dilinin gramer durumunu, Alman dilinde anlatmak için hemen hemen bir paragraf ölçüsünde açıklama yazmaya mecbur olmuşlardır.
Elbette Sümer dili gramerinin bazen Türk diline denk gelmeyen yönleri de vardır. Örneğin, Türk dilinde ekler genelde sözcüklerin ardına ekleniyorsa da, Sümer dilinde sözcüğün önüne ve hatta bileşik sözcüklerin arasına eklenme durumu da vardır. Bir de Sümer dilinde “bağımlı sözcüğün” genelde “esas sözcüğün” ardından gelmesi, örneğin sıfatın adın ardından gelmesi Türk dilinden ayrılan yönlerindendir. Bu durumun Samî dillerin etkisi sonucu meydana geldiği konusunda yukarıda söz etmiştik.

6. Eşitlik derecesi /eki (Der Äquativ, Benzetme Sözcüğü)
Eşitlik hali Sümer dilinde gim eki ile ifade edilir. Bu ek belli bir şekilde kalmamıştır; aksine dilin çeşitli mükelleşme evrelerinde       “-gim”, “-gin”, “-gi”, “-ge” gibi şekillerde görülür. Yanındaki sözcüklerin etkisi ve onlarla uzlaşma sonucu “-gi-nam”, “-gi-in” ve “gi-im” şekillerine de rastlanır: Gimi: kimin, gibi (gleich wie)[201]:                                                                                           
Sümerce                      türkce                                     almanca                         
zi-gim (zi-gi-in) un kimin, un gibi                        wie Mehl        
an-gim                          asman kimin(gibi),gök gibi         wie Himmel.[202]
Görüldüğü gibi eşitlik hali Sümer dilinde ek şeklinde kullanılmasına rağmen bu ek, Türkmen ve diğer türk lehçelerinde kullanılan “kimin”, “gibi”, “gimi” gibi benzetme sözcüklerine hem form hem de cümle diziminde aldığı yer açısından hemen hemen aynı diyebileceğimiz kadar yakındır.

7. Soru belirteci
Soru belirtici Sümer dilinde a-ba > a-na ve daha somutu “nam” yani “näme?”(türkmence), “ne?” sözcüğüdür:                                     
Sümerce:         Nam-lugal?                                                                     
Türk.                näme ulı adam? şa näme? nedir şah?                      
Alm.                Was ist es Der König?
Bunun gibi de nesneler için “na-me?” (yani näme?, ne?, nedir?) şeklinde kullanılır:                                                                                
Sümerce:         u-na-me?                                                                  
Türk.                gün näme?, gün ol näme?, gün nedir? > her gün          
Alman.             Tag was ist er? > Jeden Tag.[203]                       

8. Olumsuzluk ön eki
Bu ön ek Sümer dilinde “nu”, “na” şeklinde kullanılmıştır:          
nu-meş: ne olar > olar däl, onlar değil, sie sind nicht.[204]
Türkmence’de näbelli (belli olmadık), nätanış (tanış olmadık), nädoğrı (doğru olmadık) gibi sözcüklerde kullanılan “nä” ön eki Sümer dilindeki ile aynıdır. Bu ön ekin bazı Indo-German dillerine de Sümer dilinden girmiş olması konusunda Csöke şunları yazıyor: “Olumsuzluk ön eki “ni” Hint-Avrupa kökenli olmamalıdır çünkü o, aynı zamanda Sümer dilinde de “nu şeklinde vardır” [205]

9. Sayı sözcükleri  
Sayılarda da Türk diline yakın sözcüklere Sümer dilinde rast geliyoruz: = üç, u, uh = on, uşu = üç on, otuz.[206]  
                                                                                      
Şimdi ise Sümeroloji bilminin önde gelen simalarından birisi olan Delitzsch’in çeşitli hal ekleri ve (edatlar / präpositionlar) hakkındaki açıklamalarına bakalım:                                                                   
Sümer dilinde sözcüklerin ardına eklenen “a”, “ka”, “ge” eklerinden başka, bir heceli öznelerin ardından eklenen ve Alman dilindeki “in” (içinde, bir şey içinde), “nach” (birine, bir şeye yönelmek), “aus” (bir şeyden, bir yerden çıkmak). “zu” (belirli bir yere yönelmek), “gegen” (karşı) gibi edatlar ile aynı kavramı anlatan hal ekleri vardır. Onlardan ilk sırada “da”, “ta”, “ra”, “su” gibi edatlar gelmektedir.

1. “da” edatının temel anlamı “ta” edatı gibi “Seite” (yan, taraf) demektir. Ancak O, “ta” ile farklı olarak, yalnız “birisi ile”, “birisinin yanında” kavramını anlatmakla sınırlı kalır: 
Sümerce:         An-da                                                      
Türk.:               Anu’da, Anu´un yanında                                              
Alman.:            mit, neben Anu
Sümerce:         Dumu ama-da                                                             
Türk.:               gız enede (anada), kız annede                    
Alman.:            Tochter mit der Mutter.                                             
“Dumu” kelimesi Sümerce’de genellikle oğlan ve bazen kız anlamında kullanılır. Bu kelime Türkmen dilindeki “doğma” yani “oğlan” sözcüğü ile hemen hemen birdir.  

2. “ta” edatının temel anlamı “Seite” (yan, taraf), “bir yerde” ve “bir yerden” anlamındadır:
1. “Belirli bulunma durumu” anlatır:                                              
An-ta: an-da(eski türkçe) yani yukarda (droben), ki-ta: aşg´da (drunten), me-e-ta?: nerede? (Wo?), da-da-ta: yann´da (an den Seiten), an-ki-ta: asman(gök)-yer üstün´de (über Himmel und Erde). 
2. Belirli çıkma durumunu anlatır:                                                      
Sümerce:         An-ta                                                                   
Türk.                asman´dan , gökten                                                   
Alman.             aus dem Himmel.                                                    
Süm.                an-za-ta                                                                
Türk.                asman çägin´den, gök sınırın´dan                           
Alman.             Von Rande des Himmels.                                            
Süm.                e-ta e-a-su                                                              
Türk.                öy´den öye sarı, öy´den öye çenli, evden eve taraf.
Alman.             Von Haus zu Haus
Sümerce:         sil-ta
Türk.                yoldan
Alm.                Von der Strasse.
 3. “ra” edatının temel anlamı “bir yana yönelmek”, “bir yana gitmek” (nach, zu) olarak “verme durumu” eki yerine kullanılmaktadır:                                                                                  
Sümerce          en [*d]Nin-gir-su-ra                                                 
Türk.                iye (hakim, sahip) Ningirsu’ya, iye Ningirsu için     
Alman.             für den Herrn Ningirsu                                              
Süm.                at-da-na-ra                                                                 
Türk.                atası´na, atasına taraf                                                      
Alman.             zu seinem Vater                                                         
Süm.                ma-ra                          za-(-e-) ra                          
Türk.                maña, bana                   saña, saña sarı, sana taraf      
Alman.             mir                               dir, zu dir hin
            (*: “d” harfi dingir (tangrı) sözcüğünün baş harfidir. O, Sümer tanrı adlarının başında gelir).

4. “dim” edatı, Türkmen dilindeki “deñ, deyin” (denk, eşit) sözcüğü ile aynı anlama gelir:                                                             
Süm.                an-dim                                                                                      
Türk.                asman deyin, asmana deñ = gök gibi, gök ile denk                         
Alman.             gleich dem Himmel                                                        
Süm.                e-ani-dim                                                                    
Türk.                öy-anıñ-deñ > onuñ öyine deñ = onun evi ile denk
Alman.             gleich seinem Haus.

10. Edatlar (Präpositionen)
1. igi, i-de: oñ, yüz, öñü =  ön, önü, yüz (Front, vor Antlitz):
Süm.                            türk.                                        alman.         
igi-mu                          önümde                                    vor-mir                       igi-zu                             öñüñde, senin önünde                         vor dir                        
igi-na, ide-a-ni               öñünde, onuñ önüñde                 vor ihm
2. aga: arka, arka yanı, ızı, ardı (hinter). a-ga-na:  arkasında, ızında, ardında (hinter ihm).
3. “gab”: gövüs, gursak, gabak (Azeri türkçesin’de ön, ön taraf), garşı, göğüs, karşı, karşı taraf (Brust, entegegen, gegenüber).
4-) “şi”: karşı, garşı, gegen.” [207]

11. Sıfat (Adjektiv)
Sümer dilinde sıfat “ad” veya “eylem” (fiil) den ayrılmaz ve adlar konusunda söylenmiş genel sorunlar sıfat için de aynıdır. Kaide olarak biz sıfatı, onun genel özelliği olan “öznenin ardından gelmesinden” tanırız:                                                                    
aşag-dagal: ekin-daş>daş ekin: ekin uzak>uzakdeki ekin (das weite Feld).
Sıfatın ismin önünde gelmesine, yalnız tanrı adlarında rastlanır:                                                                                           
Kug-innanna: temiz İnnanna (reine İnnanna).[208]
                                   
12. Fiiler (Das Verbum / İşlikler)
Elde olan belgelere göre Sümerce fiilleri incelemenin zorlukları konusunda Delitzsch şöyle yazar: “Akkad tercümanları, kendi dillerinde fiillerin uzamasının bilinmemesi için (burada fiile durum ve kişi ekleri eklenerek uzamasından söz edilir B.G.), Sümer fiillerinin anlamına ne kadar dikkat etmişlerse de onları açıklamak için çok sayıda izahlar kullanmaya mecbur olmuşlardır. Böyle karmaşık açıklamalar ise, bu uzamış eylemlerin köklerini bulmayı çok zorlaştırmıştır. Böylelikle Sümer dilinin gerçek sözlük bilgisini yazmak da güç bir iş olmuştur. Bu sorunun “ancak güçlü dilbilim yöntemlerine dayanmakla çözülebileceği ortadadır”.[209]
            Sümer dilinde “olmak” eylemi, özne ile yüklemi birbirine bağlayan üye yerinde kullanılır:                                                    
aşak-dagal-am: ekin-daş-dır: ekin uzak´dır (das Feld ist weit).[210]                                   
Görüldüğü gibi yukarıdaki kaide Sümer ve Türkmen dilinde hemen hemen aynı olduğu hâlde Alman dilinde başka türlüdür. Sümer eylemlerini aşağıdaki bölümlere göre ele alabiliriz:

12.1. Kök Eylemler (Die Verbalwurzel)
Sümer dilinde eylemlerin dış görünüşü adlardan farklı değildir. Sıfatlar da eylemlerin yerine kullanılır: gal: ulu, galıñ (gross) ve gal: galmak (kalmak), ulalmak, büyük olmak( gross sein).[211]   
Sıfatların eylem yerine kullanılması Türkmen dilinde de aynıdır. Örneğin yukarıdaki Sümer sözcüğüne çok yakın olan, belki de aynı kökten olan “gal” sözcüğünün Türkmen dilindeki durumunu dikkate alalım:                                                                                                   
Galıñ (sıfat): incenin karşılığı, kalın, vurgu “l” harfinin üstünde, galıñ (eylem, emir eylemi): ayağa kalın, (ayağa kalkın), vurgu “a” harfinin üstünde.
Türkmen dilinde aynı durum “ak” ve “a:k”, “aç” ve “a:ç” gibi sözcüklerde de, onlardaki “a” harfinin uzun ve kısa telâffuz edilmesi ile meydana gelir. Sümer dilinde de aynı durumun olması konusunda Deimel şunları yazar: “Belki Sümerler de Çinliler gibi, dört çeşitte yani, uzun ve kısa, soru ve cevap tonlamayla telâffuz etmek vesilesi ile, bir görünüşteki sözcükten en azından altı tane ayrı ayrı mana ile anlamlandırmışlardır”.[212]
Eğer Deimel yukarıdaki fikrini yazdığı zaman Türkmen dilinin gramerini tanıyor olsa idi, kuşkusuz Çin dilinin yanında Türkmen dilini de gösterirdi. Sümer dilinde bazı eylemler yalnız özne veya tümleçlerin çokluk görüntüsü ile kullanılır:                                
durun: oturmak, toğtamak, yerleşmek (sitzen), su (-g): (gitmek), (belki de sürmek, B.G.) (gehen).[213]                                                 
Eğer bu eylemler yukarıda açıklandığı gibi çokluğu anlatıyorsa, o zaman “durun” sözcüğü çokluğun yerleşmesini ve “su” eylemi ise sürmek (koyunu sürmek, düşmanın üstüne sürmek, saldırmak) gibi kalabalığın hareketini anlatmaktadır.
“Sümer dilinde “e” (aytmak, söylemek, sprechen) gibi “şimdiki zaman” ve “gelecek zaman” için (devamlı hareket şeklinde) kullanılan eylemler, geçmiş zaman için kendi yerini    “du[-g]”: (dimek, didi, demek, dedi) gibi bitmiş şekillere verir”.[214]             
“Kök eylemin Sümer dilinde üç görüntüsü vardır: basit, birleşik ve uzamış eylemler:
Basit kök eylemler (fiiller) genelde bir heceden ibarettir:             
“ağ”: etmek, yapmak (machen), “il”: eltmek, iletmek, götürmek (heben, tragen). “gen”: gitmek (gehen). “gaz”: dövmek, kırmak, öldürmek (zerschmeissen, toten), “bulug”: bölmek, ağacı bölmek (Holz schleissen), “bulug”: hovlukmak, acele etmek (eilen). (türkmencede “bol!” yani acele et!, B. G.).

12. 2. Birleşik eylemler :
1. Yüklem durumunda gelen eylemler: Bu durumda gelen eylemler genelde “ag”, “du(g)”, “gar” gibi yapmak sözcüğünün çeşitli şekilleri ile meydana gelir. Türk lehçelerindeki “etmek”, “eylemek”, “yapmak”, “kılmak”, “gayırmak” gibi:
a-ri..... gar: arı-gayırmak, arılamak, arassalamak, temizlemek (rein machen).[215]
2. Araç anlamında (Instrumentale Bedeutunggrund):
“tu-tu”: tutmak, almak: el ile tutmak, (mit der Hand) nehmen.   
“gir....gen”: girip gitmek, gitmek, yürüyerek gitmek, adım atmak, yaya olarak gitmek (mit dem Füsse, gehen, schriten, treten).[216]

12.3. Uzamış eylemler
Eylemlerin bu şekilde uzaması “Akkad” diline uygun olmadığından onu anlatmak için çok ölçüde açıklama sözcüklerini kullanmaya mecbur olmuşlardır. Bu ise onların anlaşılmasını güçleştirmiştir. Bu eylemler “da”, “ta”, “si” gibi eylemlerdir; onların temel anlamı “yan”, “yanında”, “yanına” demektir:                                          
“ta-é”: daşarık (dışarıya) gitmek, daşarık sürmek, çıkarmak (heraus gehen, heraus füren, austreiben).                                                      
“ta-sar”: daşarık sürmek / dışarıya sürmek, çıkarmak (austreiben). “ba-ra-e”: barmak, öñe gitmek, varmak, öñe sürmek (fortgehen, forttreiben).                                                                                  
“bara-du”: öñe barmak, öne varmak (fortgehen).                     
“baran-dal”: öñe uçmak, uçup barmak, uçarak varmak (fortfliegen). “bara-gub”: çıkıp gitmek, önceki durduğu yerinden, yurdundan ayrılmak (wegtreten von seiner bisherigen Stätte).[217]           
“Bara” sözcüğünün Sümer dilinde “barmak” (varmak), “uzaklaşmak”, “gitmek”, “çabuk”, “hızlı”, “uzak” gibi anlamları vardır. Yani Türkmen dilindeki “bar”, “var” kelimesi ile aynıdır.

12.4. Türemiş eylemler
“Sümer dilinde kök eylemlerin yanında çok sayıda türemiş eylemler de vardır. Ancak kök eylemler onlara eklenmiş gramer öğeler içinde erimez, eski biçimini korur. Bu türemiş eylemlere aşağıdaki örnekleri vermek mümkündür:

12.4.1. Ad ile eylem
“gu-de”: söz-dökmek = söylemek, gürlemek(türkmence), konuşmak (das Wort ausgissen = sprechen).                                                    
“gu-la”: gucaklamak, kucaklamak, sarılmak (sich um den Hals hangen = umarmen).

12.4.2. Sıfat ile eylem
“gal-di”: ulı-dimek, ulı gürlemek, büyük konuşmak(gross sprechen). “mi-du”: mılayım (mımık, yumşak) dimek, yumuşak demek, kadınlar gibi konuşmak (nach Frauenart sprechen = freundlich sprechen).

13. Eylemin ad şekli (die Nominal formen Verbums / Ad formasındaki işlik)
Bu adlar eylemden yapılır ve başka unsur almaz; fiile bir şey eklenmeden veya yalnız “-e (d)” eki eklenerek türetilir:                
“é-du”: ev diken, ev inşa eden kişi (der, das Haus gebaut hat).      
gu-nun-di: gığıran (adam), çağıran, bağıran (der Lautrufende). 

14. Eylemin belirsiz görünüşü 
Eylemin belirsiz görünüşü “-a” veya “-ed-a” ekleri ile gösterilir: “du-da > “du-a”: dikmek, yapmak, inşa etmek (das Bauen).
“gi-a”: gaytmak, gaytarmak, dönmek, geri gelmek, geri getirmek (das Zurückkehren oder Zurückbringen). 

15. Ortaç eylem (Das partizip...Verba / Ortak İşlikler)
Bu eylemler de “-ed-a” dan meydana gelmiş “-a” eki ile gösterilir:
Süm.                türk.                                        alm.
“du-a”             dikilen, yaplan                           gebaut              
“gin-a”            giden                                        der geht           
zi-ga                çkan, binen                              ansteigend.”[218]
Görüldüğü gibi yukarıdaki eylemlerin ardına eklenen “-ed-a > “-a” eki Türkmencedeki “etmek”, “eden” eylem sözcüklerine hem formal hem de gramerdeki yeri ve anlamları açısından yakındır.

16. Sözdizimi (Syntax)
16.1. Sümer Dilinde Cümlenin Diziliş Düzeni

16.1.1. Normal cümleler
Normal cümle iki bölümden ibarettir. Birinci bölüm cümlenin öznesi ve bağımsız bölümüdür. İkinci bölüm yüklemden ibarettir ve eylemin belli bir görünüşü ile ifade edilir:                                             
Sümer:             Nanna-ra ur-nammu-(ke) é-ani mu-na-du       
Türk.                Nannaga urnammu evini dikipti                         
                        (Nanna için Urnammu [kendi] evini yapmıştı)      
Alman.             dem Got Nammu hat Urnammu sein Haus gebaut.
Yukarıdaki düzen, yani zincirleme esasa göre cümle dizilişi: cümlenin başında özne ve sonunda eylemin yer alması, gramer bakımından Türk diline çok yakın olurken, İndo-German dillerinden olan Alman, Rus ve İngiliz dillerinin ve Sami dillerinden olan Arap dilinin gramer kaidelerinden uzaktır.

16.1.2.Kural dışı cümleler
Bazı durumlarda, örneğin özneden başka bir kelimenin üstünde vurgu bulunduğunda, cümlenin düzeni kural dışı olur:                    
Sümer.             é-a(k) en-ki, ke temenmu-si-ge                              
Türk.                öyüñ Enki düybüni tutdı, evin Enki temelini attı
Alman.             des Hauses Fundament grundet Enki.”[219]          
Bu cümlede vurgu evin üstünde olduğu için özneden önce gelir.  

17. Özne
Sümer dilinde özne, kendisine bağlı olan sıfatlar ile birlikte gelir ve çokluk eki almaz:                                                                        “dimmer ana”: asman tañrıları, gök tanrıları (die Götter des Himmels).
“dimmer gal-gal”: ulı-ulı tañrılar, galıñ-galıñ tanrılar (die grossen Götter)
“uku-dagala”: oklar daşda (uzakta), daşdaki oklar (die weiten Völker).[220]
Bunun gibi de iki tane ad hiçbir kişi veya durum ekini kabul etmeden sadece birbirinin ardına takılarak “ile” ve “hem” gibi bağlaçların anlamını vermektedir:                                                                              
an-ki (a):         asman-yer, gök-yer,yer ve gök (Himmel und Erde).   
arazu-zur-ra: çokunma-zarlama, arzuv-isleg =  tapınmak-
yalbarmak, tapınmak ve yalbarmak (Gebet und Flehen).                
ge-ud-da: gece-gündüzde, gece ve gündüz (bei Tag und Nacht). [221] 
Bu kural Türkmence ve diğer Türk lehçelerinde de vardır:           
istek-arzuv, gice-gündiz, ay-gün, gündüz-gece, iyi-kötü.. .
Çalışmamızın bu bölümünde açıklanması gereken mesele, Sümer dilinde Türkmen (ve genel türk) dilinin düzeninin tersine, genelde “sıfatın addan” veya “bağımlı sözcüğün temel sözcüğün” ardından gelmesidir. Ancak Hommel gibi bilginlerin fikrine göre bu durum Akkadlar gibi Samî kavimlerin etkisi altında meydana gelmiştir. Biz bu konuda geçen bölümlerde daha etraflı söz etmiştik. Bu fikrin doğru olabileceğini biz eski Samî kavimlerin günümüzdeki kuşağı olan Arapların diline dikkat ettiğimizde anlıyoruz. Örneğin: “Bahru’l-Esved” =  Deniz-gara > Karadeniz, “Racülun-Kebir”=  adam-ulu > ulu adam...
Şimdi bazı bilim adamlarının bu konuda öne sürdüğü fikirlere bakalım: Falkenstein’a göre “ad ile ona bağlı olan sıfatın yerleri değişerek, sıfatın adın önünden gelmesi de mümkündür:          
Ama-Nanşe: ene Nanşe, ana Nanşe, anne Nanşe (Mutter nanşe).                 
ku Inanna (k): kutlu (kutsal) Inanna (die heilige İnanna).[222]  
Delitzsch bu konuda şunları kaydeder: “Adlara bağımlı sözcüklerin adın önünden gelişi gibi, sıfatlar da az-çok üstünde vurgu olduğu durumda adların önünden gelebilir:                                            
suda-an: uzak asman/gök (der ferne Himmel).                             
ğul-nam-erina: gıñır cın, kızgıñ cin (der böse Bann).[223]                
Deimel de Sümer dilinde ticaretle ilgili metinlerde “gal” (ulu, galın) sıfatının addan önce gelmiş olduğunu açıklar. Söz diziminde vurgu sıfatın üstünde ise, onun addan önce geldiğini belirtir:      
gal-dam-gar: ulu sövdagär =  böyük alışverişçi (Grosshändler).  
gal-uku: ulu adam, büyük rütbeli kişi (Oberst).                             
gal-nar: ulu ozan (Obersänger)                                                     
nam-gal-hul-la: ulu hezillik, ulu (büyük) hoşluk (grosse Freude).[224]
                  
18. Zamir Ekleri
“Son Sümer döneminde Akkad dilinin etkisi altında, 3. tekil şahıs zamirinde, şahıs için kullanılan “ani” yani “o”, “onun”, (eski türkçede “anıñ”,B. G.) ile “ortak cins” için kullanılan “-bi” eki arasında farklılık kaybolur. Ancak onun düz şekli “-bi-da” = ile, onun ile (mit seinem) şeklindedir. Bu ek “ve” bağlacının yerine kullanılır ve “şahıs özne” sözcüğüne bağlılıkta meydana gelir. bu, eski Sümer dilinin kalıntısıdır.”[225]
Başka bir eserde bu konuda şöyle bir açıklama vardır: “Sümer dilinde bulunan “–bi” ve “bi-da” sözcüklerinin yerine bağlama edatı “u” yani “ve” nin kullanılması eski dönemde Akkadlardan alınma bir edattır.”[226]                              
Görüldüğü gibi Sümer dilinde kullanılan “-bi”, bi-da” bağlaç sözcükleri Türkmencedeki “bile” yani (ile) sözcüğü ile hem çok benzerdir hem de gramer açısından aynı diyebileceğimiz rolü yerine getirmektedir.
“Sümer dilindeki ibarelerde zamir eklerinin tekil ve çoğul şekli genelde birbirinin yerine kullanılmaktadır:                                  
uku-lu-a: ülkeli > ülkenin yaşayıcıları (Lebendesbewohner).        
ad-da-zu: atañ, atanin, atanız (den (euer) Vater).                          
ama-zu: eneñiz, ananız, anneniz (eure Mutter).
Zamir ekleri özellikle de vurgu üstünde olduğunda, ibarelerin önünde gelir:                                                                                                         
za-e e-ne-im-zu: seniñ sözüñ (dein Wort). Baştaki zamir şahıs ekini kabul etmeden de gelir:                                                                          
za-ar-gal-gal-zu: seniñ ulı-ulı arıñ/buysancıñ = senin ulu-ulu
                gururun/şöhretin (deine grosse Glorie).[227]
Yukarıdaki ibarelerin gramer karakterleri ve onlarda kullanılmış birkaç sözcüğün Türkmen diline yakın olduğu hissedilmektedir. Örneğin: “ad-da (ata)”, “ama” (ene, ana, emme), “ar” (takriben ar-namus anlamında): “Uku” sözcüğünün, önce OK (halk, kabile) anlamında geldiğini görmüştük. Burada ise aynı sözcük ülke anlamına geliyor.  

19. Adlar
19.1. Adların iki sınıflı sistemi (Das Zweiklassensystem):
Sümerlerde bu iki sınıfa ait olan adlarda meydana gelen değişiklik, onlardan “AN” yani göğün insanlaşmış Tanrı yerinde kullanılması, masallardaki bazı hayvanların, ağaçların ve bitkilerin insan sınıfına sokulmasındandır. Onlar insan gibi davranırlar ve konuşurlar; cansızlar canlı sayılıyor:                                                                
Lu-me-luh-ha: Melluhalı, Melluha(yurdunun) adamı (Mann von (Land) Melluha). Burada “Melluha” yurdu, gramer açısından insan sınıfına giriyor.[228]
20. Çoğul Durum
Çokluk Sümer dilinde genelde belirli bir alametle gösterilmez, eşyalara (insan dışındaki varlıklara) ait sözcüklerden çokluk türetilmez. Belli bir sayı ile ifade edilen şeyler için de çokluk işareti kullanılmaz. Bazı durumlarda adın veya ada ait sıfatın tekrarlanması ile çokluk anlatılır. Bu durum “gal” (ulu), “tur” (küçük), “kal” (kıymetli, pahalı) gibi belli ölçüyü anlatan sıfatlarla mümkün olur.”[229] 
Önce de izah edildiği gibi bu çokluk ifade etme durumu Türkmen ve başka Türk dilinin lehcelerinin gramer düzenine de uygundur. Örneğin, Türk dilinde belli bir sayı ile ifade edilen adların ardına çokluk eki katılmaz: 15 kişi, 6 kitap. Halbuki İndo-German dillerinde böyle adların ardına çokluk eki katılır: 15 Männer (15 adamlar), 6 Bücher (6 kitaplar) vs. 
















DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
SUMERCE - TÜRKMENCE KÜÇÜK BİR SÖZLÜK

            Bu bölümde biz kendi bilgimizin çerçevesinde ve düşünüşümüze göre, aralarında belli ilişkileri göz önünde bulundurarak, Sumer ve Türkmen sözcüklerini seçip aldık. Bu sözcüklerin arasındaki bizim duyduğumuz benzerliklerin ve ilişkilerin ilmî bakımdan ne derece itibarlı olup olmadığını belirlemek yetkisi ise doğal olarak değerli bilim uzmanlarına aittir. En azından bu konu ile ilgilenenlerin çeşitli fikir ortaya koyması gerçeklerin yüze çıkmasına belli ölçüde yardım etmesini umyoruz.
            Bizim bu sözcükleri seçip almaya cesaretlenmemize yardım eden amillerin başında, Sumerolgların çoğunluğunun Sumer dili ile Ural-Altay dilleri arasında benzerliğin, hatta ilişkilerin var olduğunu savunmaları geliyor.
            Sumer dili ile Altay dil grubunun arasında ilişkilerin var olduğunu tam savunan, hatta onu bir “proto Türk” dili sayanların başı, F. Hommel’dir. Hommelin bu iki dilden, aralarında benzerlik bulup seçtiği sözcükler dizisinde, bir bakışta o kadar benzerlik duyulmayan sözcüklerin olması da bizi biraz cesaretlendirdi. Örneğin, araştırmacı Sumer dilinde “diz” anlamı olan “div, dug” sözcüğünü “diz” sözcüğü ile karşılaştırmak yerine “topuk” sözcüğü ile karşılaştırmıştır. Bu Sumer sözcüğünün birinci şeklini “diz” ve ikinci şeklini ise “topuk” sözcüğü ile karşılaştırıldığında daha isabetli olacağı ortadadır.
            Bu konuda bize güç veren ve örnek olan diğer bir amil de Türk bilim adamı Prof. Dr. Osman Nedim Tuna’nın Türk-Sumer dillerinin ilişkileri konusunda yazdığı, bilimsel değeri çok yüksek olan eseri oldu. Tuna bu eserinde Türk-Sumer sözcüklerinden, “doğrudan görülebilen denklikler” bölümünde olanlardan takriben 50 tanesini ve dilin mükelleşme sürecinde seslerin değişme kaidelerine dayanarak, takriben 150 tanesinin aralarında ilişki görerek seçmiştir. Biz bu eseri ve kazak bilim adamı Süleyman Uljas`ın da bu konuda yazan benzer eserini görmeden, bu eserlerdeki 50 tane sözcüğün hemen hepsini seçmiştik, bu eserlerde de gördüğümüzde ise hem sevindik hem de işimizin doğru olabileceğine, inancımız kat kat artdı.
            Türkmen dilinin, özellikle onun çeşitli boylarındaki deyimler de dikkate alındığında, sözcük hazinesinin çok zengin olması, böyle benzer ve ilişkili sözcüklerinin dizisinin daha çoğalmasına yardım etmiştir. Biz bu listeye sadece aralarında kendi açımızdan doğrudan görülebilen denklikler olan sözcükleri aldık(yaklaşık 300 tane). Eğer de dilimizin mükelleşme sürecinde ses değişme kaideleri dikkata alınırsa, bu sözcüklerin sayısını birkaç kata çıkarmak mümkün olacaktır.
Meselenin başka bir anlamlı yöni ise, türk dillerinin ne kadar en eski örneklerini, en eski tekstlerini nazara aldığımızda, o kadar da hem sözcük benzerliği hem de gramer açısında daha çok yakınlık duyulmakta’dır. Bu ise ;Paul Frischhauer;in “Sumer dili Turan dilini, eski türk dilini hatırlatiyor, onların daglyk çevrelerden geldikleri´de bellidir...”[230] kimi ifadelerinin teyitidir. Maalesef Sumer yazılarının yazıldığı zaman’la Orhon-Yenisey yazılarının arasındeki 2700 yıla süren dönemde yaşayan eski Turanlı atalarımızın, O cümleden Sak-Iskit we büyük Part devletini kuran diğer kavimlerin dillerinin özelliklerinden çok az bilgimiz vardır. Eğer biz o dilleri, özellik’le Zertüşt dinini kutsal kitabı Avestanın Pehlevi diline çevrilmeden evvelki orijinal dilini öğrenme imkanımız olursa, o dilin Sumer dili ile günümüzdeki türkçenin arasında bağlaycı köprü olacağının kanaatındayız. Bunun isbatı hükmünde bilim adamlarının tarafından eski turanca olduğu tesbit edilen sözcüklerden bir kaç örnek veriyorus:

Sumer      Eski Turan        Çağdaş Türkçe
             I             I, Ik                     Irmak
            Anu        Anap                   Anna(Türkmencede Tanrı anlamda)
             Kur       Kur                     Kurgan,Gorgan(tepe, dağ, yükseklik)
           
            Bu sözlükde Türkmence dışında Türkmenistanda yaşayan bazı boyların deyimlerinden ve eski Anadolu Türkçesinden de bazı sözcükler aldık. Değerli okurlarımızın dıkkatını tekraren aşağıdeki kaç noktaya çekiyoruz:
           1- Geçen bölümlerde de açıkladığımız gibi beş bin yıl önce Sumer dili ile günümüzdeki Türkmen dilinin arasında uzun bir mükemmelleşme ve değişme süreci vardır. Mükemmelleşme sürecinin başlangıcında Sumer dilinde her bir kök sözcük, belli bir değişme kabul etmeden çok sayıda ve çeşitli anlamları anlatmıştır, ancak günümüzdeki Türkmen ve diğer Türk lehçelerinin belli değişiklikleri, özellikle çeşitli ekleri kabul etmeden o anlamları göstermesi zordur. Bunun için biz sözcüklerin arasındaki benzerlikleri açıkça gösterebilmek amacıyla mümkün olduğu kadar kök sözcüklerle gramer elemanlarını tire veya çift tırnak içine almakla gösterdik.
           2- Yukarıda da belirttiğimiz gibi Sumer yazısında ve hatta Uyğur ve Arap alfabelerinde de seslerin hepsi için özel harflar bulunmayor. Mesela o,ö,u,ü sesleri için sadece bir belgi kullanılırken i ve ı sesleri de birbirinden farklanmıyor. Netice itibari ile Sumer ve eski Türk sözcüklerini çeşitli telaffuz´la yazmak mümkündür. Örneğin ;kur; sözcüğünü ;kor;, ;kür; ve ;kör; görünüşlerde yazmak mümkündür. Bu meseleni nazara alırsak daha çok sözlerin aralarında benzerlik duyabiliriz. Ancak biz, kaynaklardeki sözcükleri aynen aldık.
           3- Türkmen dilinde uzun ve kısa seslerin, sözcüklerin çeşitli anlamlarını ayırt etmekde önemli rolü olacağını göz önünde bulundurarak onları şu aşağıdaki şekilde göstermeyi uygun bulduk:

-a (kısa ünlü): arna, akar, at (hayvan)
            - a: (uzun ünlü): a:ra, a:dam, a:t (adam adı)

            -i (k.ü): iç-mek, it (köpek)
            -i: (u.ü): i:şik, di:mek

            -ı (k.ü): ıza (vermek), ışık, ığır, gız-mak
            -ı: (u.ü): ı:z (kaldırmak), gı:şık, gı:z

            -o (k.ü): ot (bitki), or-mak, otağ
            -o: (u.ü): o:t (yanmak), o:n (10)

            -ö (k.ü): öt-mek, öl-mek, gör
            -ö: (u.ü): ö:t (guşuň ö:di, kuşun ödü), ö:l (ıslak)

            -u (k.ü): uç-mak, dur-mak, vurmak
            -uw (u.ü): uwn (un), uwç (ipin ucu)

            -ü (k.ü): üzüm , düş-mek
            -üy (u.ü): üyşmek (yığın, küme), süyş-mek (hareket etmek)

            Kısaltmalar:
            es.t. = Eski Türkçe (Kaşgar ve Çağatay edebiyatından)
            Tr.t = Türkiye Türkçesi
            Az.t. = Azerbaycan Türkçesi
            Tur.t. = Eski Turan türkçesi
Orh. = Orhun yazılarından alınan sözcükler.


Sumer-Türkmen (ve diger türk lehceleri ve eski tük) dillerinin
Arasındeki benzer sözcüklerin Sözlüğü
Her satırda koyu yazılan sözcük sümerce ve aşagındeki birinci sözcük ise Türkmencedir
                                         
A
A                        :klar, hel / (A. D., 89): açık,duru,yağtı.
A:k,Açık

AB                     :Wohnung (F. D. 1.,4): ev
Öy , Äb(Orh.)

AB-BA(plur.)   : Haeuser / (F. D. 1.,4): evler
Oba , Äb-bark=evler(Orh.)

ABBA              :Greis-yaşlı-(F. H.,22)
Aba , Aba=ata(Orh.), Abuka=yaşlı(Kt.B.)

AD, AD-DA     :der Vater(A. D.,36),(F. D. 2.,8)
Ata /Ada(Orh.)   

AD-AD             :Grossvater (İn. Ki. 2.,45):atan atası,büyük baba.
Ataň Atası

AD-AD-AD      :Urgrossvater(İn. Ki. 2.,45):büyük babanın babası
Ataň Atasınıň Atası.

AD-AMA          :Grossvater,mütterlicherseites (İn. Ki. 2.,45):    
Eneň Atası= baba.                                    /Anne tarafından büyük baba.

AG      :beordern.Befehl (F. D. 1.,109),(F. D. 2.,6): emir vermek.
A:ğa, A:ğa-lık: höküm etmek. aga sözi de Sumer dilinde tac anlamında´dır.
Aka(Turan t.,1)                                                   
 AGA                           :Rückseite, hinter(A. P.,29),(F. D. 1.,110)
Arka  

AGA, AGU     :beordern (F.D. 2.,6) buyrmak, höküm etmek, agalık etmek.
A:ğa , Aka-men=gerçek ağa(Turan t.,1).                      

AGAR             :Acker(F. H.,22) 
Ekin

 AGAR            :Flur (A. F.,30),(F. D. 1.,110): çöl, zorluk
Ağır, Iğır   

AGARIN        :Mutterleib-oglan yatağı-(F. H.,22),Haus das kind.
Garın                                                 /karın, rahim, döl yatağı (A. D.,42).

AGIL               :Ringmauer,Umfadung(F. D. 2.,4): ağıl
A:ğıl      

A-GIM           :wie,so (İn. Ki. 2.,11): aynı, gibi.
Ağın

AI                    :Mondgott  (F. H.,22)Ay tanrısı
A:y

A-KAR           :überflutet (İn. Ki. 2.,21)coşğun, sel
Akar(suw), Akar(D.L.T.)

Akku               :pflanzen (A. D.,24) [bitki] ekmek
Ek-mek,Ekin

AlAM              :Statue / (A. D.,61): heykel
Alañ (tepecik)

AMAN,EMEN           :Herr (A. F. ,26-29): erkek adam, kişi
Aman (beylere takılan ad, erkek adı)                  
AN                   :Himmel,Hoch / (F. D. 1.,110):gök, yukarı,yüksek.
Asman, An(da)        ;AN; sözcüğünün eski sumer devrinde belgisi bir
An, Annap=tanrı      yıldız(*). Bu belgi sumer dilinde iki şekilde 
(Turan t.,1)              okunmuştur. Biri yukaıda belirtildigi gibi ;An;   
                                 okunup, uzak ve gök anlamındadır; ikinci  
                                 okunuşu ;Dingir=Tanrı,Tengri; anlamında’dır.
                                 Eski türkçede de ;Tengri; Gök anlamında da 
kullanıliştır. ;Tengri kutu; yani :Göğün oğlu; deyimleri akla gelebilir. ;An; ve ;Annap; sözcğü eski Turan yani Sak-Iskit ve Part dilinde de tanrı anlamında kullanmıştır.Yukaride Gramer bölümünde izah ettiğimiz gibi ;Anna; sözcüğü günümüzdeki Türkmen dilinde de Tanrı anlamında kullanmakta’dır.                               
An sözcüğü eski Türkçede de uzak, yüksek anlamında olduğu gibi ismin maillerinde aldığı gramer ekleri de Türkçe ve Sumercede aynıdır.(bk. Aşğideki maddelere).
           
AN-A              :nach Himmel(F. D. 2.,13), Göğ’e
Ana(D.L.T.),oña, Asmana

AN-DA, AN-NA .im oder am Himmel/Gök’de( A. F., 39 ),droben/
On-da, Onna, Asmanda, An’da(D.L.T.)                    /yukarıda(F.D. 2.s.13). 
                                             
AN-TA           :von oder aus Himmel(F. D. 1. 37):Gök’den                                 
An’dan, Ondan, Asmandan

A-NA(-k), A-NI   :ihr,sein(poss. pron. sing) (İn. Ki. 2.,25-26) / onun
Onuň, Anıň (Kt.B.),                          /(iyelik durumunun zamiri, 3. şahıs).
 Anı (D.L.T.)
                                                     
A-NIR, UNIR   :Herr (F. D. 2.,202) erkek adam, bey.
Iner (erkek, erkek deve)

ANŞE             :Esel(F. H.,22),(A. D.,44) 
Eşek
AR                   :Ruhm (A. D.,47),(F. D. 1.,110) gurur, şöhret.
A:r(ar namıs,arlı-namıslı).   

AR                  :Herrlichkeit-erkeklik-(A. P.,31)
Ä:r, Er

ARA                :Gang (A. F.,41) geçit,giriş/ Weg (A. D.,90):yol
A:ra (iki şeyin arası; geçit)                                          
Ara=Orta(Orh.), Art=geçit(Es.t.G.,261).

ARA, AR        :glanzen (A. D.,74),(F. D. 2.,10):parlak
Arı=Türkmencede hem temiz hem de parlak:(aydan arı,günden duru).                                                
Arı=temiz(Orh.)ve(Turan t.1), Aru=güzel(Kt.B.).

A-RA                :treiben der Daemonen (İn. Ki. 2.,29): kötü ruhların
A:ra-laş-mak                                             /insanların arasına girmesi..                                                          
                                    
ARA-ZU,  ARZU :Gebet,opfer (F. D. 2.,10) dua, ibadet,kurban,  
Arzu(Kt.B.)                        /(A.F.,s.26), Anruf (İn. Ki. 2.,28) çağırmak.
Arzuw, Ara-mak(tanrını aramak,arzuw etmek,;dua; anlamına yakın).

AKATU           :Rückseite(A. D.,45)
Arka,Arkada
                                                   
                    :ausstrecken (F. D. 2.,17)  yaymak,açmak
Aç-mak
Açak(Kt.B.)

AZ, ASI             :folgen die Wörter für Löwe (F. D. 2.,15): Aslana
Aslan, Arslan               ait sözcüklerin ek sözcügü, Aslanı anlatan ek.
Asrı(D.L.T.)

AZA, AZU      :Baer(A. D.,34)
Ayı
Adhığ, Ayığ (D.L.T.).
A-ZAG           :Tabu (İn. Ki. 2.,38) / tabu, yasak
Yasak (T. tr.)

Azgu               :Nackenstock (F. D. 2.,15) boyuntırık Halseizen
Asğı                                                 /(Os.Tu., s.21): boyunduruk, askı.

AZU, UZU     :Magiere(F. D. 1.,11o),(F.D.2.,16): büyücü, cadı.
Ozan (Ozanlar şamanizm döneminde cadıcılık da yaparmışlar).

B


BAGA             :Eigenname (A. P.,23) belirli bir ad / bir Türkmen 
Bağa                                                                           boyunun da adı.

BAL                :durchbrechen (F. D. 1.,116), (F. D. 2.,62): bölmek,
Böl-mek                                                                                  /kesmek.
Bal(D.L.T.)

BAL                :Beil(A. D.,4),(N. P.,23-24)
Balta(Tr. t.), Palta
Baldu(D.L.T.)

BAR               :wohnen,Wohnung (F.D. 2.,22): yaşamak,yurt,Ev.
Bar(ınmak) (Tr. t.)

BAR               :be,exist (San. Cs.,76) varlık,var olmak.
B:ar-lık
Bar(D.L.T.)

BAR                :sehen (A. D.,16) görmek
B:ar-lamak=yoklamak
BAR              :entfernen (A. D.,15) uzaklaşmak, bir yere varmak, gitmek.
Bar-mak                                                                                 
Bar(D.L.T.)
BA-RA-E       :fortgehen,hinausgehen(F. D. 2.,31):varmak,çıkıp gitmek.
Bar-mak                                                                                  

BE                  :Herr (A. D.,13) erkek adam, ağa, bey; iye.
Beğ, Bey (Tr. t.)
Bek=Şah(Turan t.,1)

BI                    :kundtun-(F. D. 2.,68):haber vermek.
Bil-dirmek
Bilik(K.t.B.)

BI                   :dieser,dieses(İn. Ki. 3.,91): bu
Bi, Bu

BI-DA             :und (İn. Ki. 3.,222),(A. F.,56): ... ile, ve.
Bile                  Eski Sumer dilinde bağlaycı ;ve; sözcüğün yerine
Bile(D.L.T.)      ;bi-da; sözcüğü kullanılmıştır, ;ve; sözcüğü ise Sami 
                         Kavmi olan Akkadlardan bu dile geçmiştir.   
                         Türkmencede de ;ve; ile ;Bile; beraber ve aynı  
                          anlamda kullanılmaktadır.

BIR                 :Niere(F. D. 1.,117): böbrek
Böwrek

BULUG          :Holz spalten (F. D. 2.,70),(A. D.,5) ağacı bölmek
Bölek-lemek, Böl-mek
Böluk(D.L.T.)

BULUG          :Zeichen(A. D.,24) / işaret; belgi
Bellik, Belgü(D.L.T.)

BULUG, BULUH       :eilen(A. P.,31),(F. D. 1.,117) / acele, tez
Howluk-mak, Bol! (acele at)


BULUK           :Grenze (A. D.,24),Bezirk,spalten
Bö:lek, Bö:l-mek                           /(A. P.,31): sınır, bölmek, bölge.
Bölge (T. tr.), Buluň=Bölge(D.L.T.).
                                                    
BULUK(g)     :Grüze (A. D.,10) düşünce
Bilik(K.t.B.)
Bilği  
  
BUR               :Höhlung (F. D. 2.,70): oyuk, yuvarlak
Buruk, Bürüm(Tr. T.)

BUR               :eribu,raven (San. Cs.,125): kuzgun, karga
Bürgüt=Kartal

D


DA, DAGAL      :weit(I. Ki. 3.,25): uzak, dış
Daş

DAG, DAN        :licht, rein (San. Cs.,125): ışık, temiz/ hell, glanzend
Daň, Dan                                /(F. D. 42.,132): aydın,parlak/ klar, rein                     
Tan, Tang(Kt.B.).                      /(İn. Ki. 2.,179): ışık, aydınlık temiz, tan.
 
DAG               :Stein (A. D.,47),(F. H.,22): taş
D:aş


DAG               :zerstören (A. D.,29), (İn. Ki. 3.,89): darğatmak, dağıtmak.
Dağ(ıtmak)                                                                                             
Dag=yok(D.L.T.)

DAL               :Vergangen (F. D. 2.,132): geçmiş
Dal(Az. t.)        (Az t.sinde dal sözcüğü ;geri, arka anlamında’dır)

DAR                  :spalten,zerstören (İn. Ki. 2., -180) bölmek,
Dar-ğatmak, Yar-mak                                  /darğatmak, ağacı kesmek.                              Tar-mak=kesmek(D.L.T.)

DE                     :ausgissen(F. D. 1.,125),(F. D. 2.,140):
Dök-mek

DI                       :rufen,sagen (F.D.1.,125) çağırmak, demek  
Di-mek                Wörtern (F. D.2.,134) sözcükler, demek, Ti=demek(Orh.)                 
DIL(I)                 :vollkommen (F. D. 2.,136): kamil, olgun, dolu
Dolı
                                                      
DIMER                :Eisen(A. D.,5)
Demir, Temur(D.L.T.) 

DINGIR, DIŇIR     :Got / taňrı, tanrı
Tengri (Türkç. Y.), Täňgri(Orh.)

DIRI, DIRIG          :übergrgross (A. D.,31),(İn. Ki. 3.,72):çok büyük, iri.
Iri, Ärig(Orh.)                                                                                                

DIRIG, DIR           :helfen (F. D. 2.,134): yardım etmek
Direg=dayak, destek

DU                 :spalten,stossen (FD.2.,142): vurup kesmek, ezmek.
Döw-mek                                                                                                   

DU                 :Kampf (F. D. 2.,143): döğüş, kavga
Dö(wüş), Döw-mek

DU, GU           :spreschen (A. F.,19),(F. D. 2.,147): demek, söylemek.
Di-mek, Gür-lemek    
                                                                                

DU                  :füllen,voll sein(Os. Tu.,22): dolu
Do:lı
Do:l-durmak
                                                 
DU                  :halten(F. D. 2.,142): dur(dur)-mak, saklamak.
Dur(uzmak), Tut-mak                                                       

DUG               :pour out(San. Cs.,101),(Os. Tu.,22)
Dök-mek  

DUG, DU       :bauen (F. D. 1.,125), (F. D. 2.,146): bina yapmak.         
Dik-mek=bina yapmak, inşa etmek

DU-GA            :Gesagtes (A. F.,20): denilen, söylenti
Diyilen, Doğa=Dua?    Arabca olduğu savınılan ;dua; bu Sumer                   
                                    sözüğundenmi kaynaklanmış?. Dua’nın anlamı 
                                    ;demek”, söylemek’le ilişkisi duyulmakta’dır.       

DUGU            :gebaeren(A. D.,19)  
Doğum, Doğmak
Tok=doğmak(Kt.B.)

DUGUD         :wüchtig sein ( A. D. 73): güçlü olmak, ağırbaşlı      Doğum-lı=güçlü, başarılı.                                                                            

DUG, DIV       :Knie(A. P.,29),(F. H.,22),(F. D.1.,125)
Dız, Diz(Tr. tr.)

DUKUT          :schwer(A. F.,27),(F. D. 2.,149): ağır, zor, çetin
Tukat: (Türkmencede, zor durumda kalan insanın haleti, ruhiyesi)
                               
DUL               :bedecken (F. D. 2.,149),(A. D.,79): örtmek, dolamak,
Dol(amak)                                                                                      /sarmak.


DUL               :dünkler Raum (A. D.,76): karanlık yer, karanlık feza       Duwl=(Türkmencede evin dip köşesine denilir)                                                           

DUL                :Tiefe,senken (F. D. 2.,150): derin, çimmek.
Dal-mak(Tr. t.)=çimmek(eski türkçede Dal=Göl,Deniz).

DUMU           :der Sohn(A. D.,36),(F. D. 2.,151): oğul
Doğma=Oğul, erkek çocuk.            
 
DOMUZI        :Fruchtbarkeitsgott / Ürün ve bereket tanrısı, 
Tomus=yaz mevsimi > Sumerlilerde de yaz mevsiminin iki ayına    
                                      ;Domuzi; denilmiştir(tam kaynaklarda).                                                 

DUN               :Schwein(A. D., 77):domuz
Doňuz, Don-guz(Es. Tr.)

DUR, TUŞ       :sitzen,wohnen,sitz (F. D. 1.,125-127): oturmak, yurt, 
Dur-mak,                                                                                /yurt tutmak.
Düş-lemek=bir yerde binekden inip dinlenmek için oturmak.
Tör=evin baş köşesi, konuğun oturtulduğu yer.
                                                                                   
DURU            :dauer,Ewigkeit (F. D. 2.,15O)durağan,ebedi, kalıcı
Durğun(lı)=durağan, kalıcı

E
 
E                     :Wasserringe,Graben (F. D. 2.,29): su yatağı, su birikintis
O:y, O:y-tak                                                                                                                                                                                                 
Oy(D.L.T.)

E                     :Haus(A. D.,54),(F. D. 1.,112),(F. D. 2.,29)
Öy, Ev
Eb(Türkç. Y.)


E-GAL           :Palast (A. D.,54),(F. D. 2.,29) köşk
Ev-ulu, yüksek>Ulu Ev=köşk

E-DINGIR     :Gotteshaus,tempel (F. D. 2.,29):Tanrının evi, tapınak
Ev-Tanrının>Tanrının Evi                                                              
                                            
ED, UD          :time(San. Cs.,109): zaman, çağ
Öd=Eski türkçede hem zaman hem de dünya anlamında’dır (D.L.T.)        
Öt-mek=zamanın geçmesi

EME, AMA    :die Mutter(A. D.,48),(F. D. 2.,34): anne
Ene, Emme
Ana(Az. t.), Ama(Çuvaş türkçesinde. Bk. Türkç. Y.)
           
EN                              :Herr (F. D. 2.,14): iye, sahip, pir
Eye                   Bu Sumer sözcüğü aynı zamanda türkçedeki ;en; 
                         yanı sıfatların üstünlik derecesini anlatmakta da 
                         kullanılmıştır: en büyük, en güzel ve s. gibi.

EN, I-NE-ŞU,     :Zeit, zu dieser zeit,jetzt -(F. D. 2.,35): zaman, şimdi,             
EN-NE-ŞU                                                                          /şimdiye kadar.
Indi, Inha, Şu[vağt]                                                         

EN-LIL, ILLIL    :50, En-lil (A. D.,79): elli(50)sayısı tanrı Enlil’e
Elli(50)                                                                                   /verilen sayı.                  

ENNU             :Wache,bewachen (A.D.,-s.24): korucu, korumak.
Indew, Innew, Indeğ=aramak, yoklamak, sorup soruşturmak.

ER, IR            :Mann,maenlisch / (A.D., 8), erkek, erkeklik.
Er(kek), Är, Er(Tr. T.)                                                            

EREN             :Krieger(A. P.,25),(F. D. 2.,33): savaşçı, er.
Eren=Erler(D.L.T.)
Eren(Türkmenlerde “Erenler yoldaş olsun” diye dua edilir).
                   :weise/wie (İn. Ki. 3., 321): gibi, eş,denk.
Eş(Tr. T.)
Eş=denk(Es. t. G. ,s. 273) ve (Turan t.1).                 
   
                   :Menge (İn. Ki. 3.,29): toplum, çoğunluk.
Üyş-mek

                   :Leine,Strick,Messleine (A. D.,83), Schnur,        
Eriş, Ariş(Tr. t.)                                       /(İn. Ki. 2.,283): ip, ölçü ipi, eriş.

                   :drei(F. D. 2.,37)
Üç, Uş(Türkç. y.)
                     
ES, EŞ                 :blow-(Os. Tu.,22)
Ös-mek=Esmek
Es=yel esmek(D.L.T.)                                                                     

ESAG, A-GAG      :Sohn (F. D. 2.,36): oğlan,uşak
Uşak, Oğlan-Uşak
     
ESIK              :stark,maechtig (F. D. 1.,113),(F. D. 2.,36): güçlü
Esrik=Türkmencede ;serhoş; ve ;güçlü; anlamında kullanılıyor.
Esrük=serhoş(D.L.T.)

EZEN             :fest(A. D.,37),(F. D. 1.,113),(F. D. 2.,33): berk
Esen=sağlam, emniyetli                        

G

GA                   :Kiste,Decke (A. D.,48): sandık,kapak                                                                   
Ga-pak, G:ap=kap

ĜAL               :sein lassen(F. H.,22),existieren,vorhanden                    
Ga:l-mak, Ga:ldırmak       (A.P.,31),(İn. Ki. 3.,80): ka:ldırmak, ka:lmak,  
Bol-mak                                                                                     /var olmak.
ĜAB               :umschliessen(F. D. 2.,209): kuşatmak.
Ga:ba-mak,Ga:baw

GAB, GABA   :front,Brust (A.D.,38),(A.P.,29), (A.F.,35) ön, göğüs kafesi,
Gabak, Gabırga (Az. t.)                                                                   /kaburga.

GADA            :Leinen(F. D. 2.,47): keten 
Keten/Ketan (Az. t.)
Kutay (Orh.)

GAG               :Pflock(A. D.,47),(F. D. 2.,76): kazık.
Gazık, Gadhık(D.L.T.)
                                                 
GAL                :wohnen,feststehen  (A. D.,19),(A. P.,38),   
Ga:l-mak, Ga:lıcı                              /(F.H,29) yurt tutmak,durup kalmak.

GAL                :erheben(F. D. 1.,118),(F. D. 2.,78),(A. P.,48): 
Gal-dırmak                                                             /yükseltmek, götürmek.
Kal=yüksek(Türkç. y.), (Turan t.1)

GAL,GULA,GILU   :gross(A. D.,58),(F. D. 1.,117): ulu, yüce, kalın.
Ulı, Galıñ
Kalık=yükseklik(Es.t. G.)

GAL-GA         :rumour(San. Cs.,125): kavga.
Galağop-lık=telaşlı, rahatsız

GANU            :Kanal(A. D.,27): kanal
Ganaw
                                                       
GAZ               :zerstossen (A. D.,41), (F. D. 1.):toz hâline getirmek,   
Gaz-mak                                                         /ufalamak, bir şeyi döğmek.      

GI                     :Land (F. D. 2.,86) yurt,toprak, kır
Gır, Kır(D.L.T.)
GI, GIE, GIGU  :Rohr,Schilf(A.D.,21),(İn.Ki.3.,59),(F.D.1.,118): kamış.                 
Garğı, Gamış Gıyak(gıyan)                                          

GI, GIGGA    :nacht,dunkel,schwarz(A. D.,70-71),(A. P.,28),   
Gice, Garňkı, Gara                                /(İn. Ki. 3.,89): gece, karanlık, kara.

GI, GI-A         :wiederkommen,zurückkehren (A. P.,29), ), (A. F.,43): geri-           
Gayt-mak,Gel-mek              /-vermek, antworten(A. D., 55): cevap vermek.
Gaytargı=cevap                                              
                                                 
GID                :sich entfernen, zuwenden (A. D. ,62), (İn. Ki. 2.,333):                   
Git-mek                                                                                  /: uzaklaşmak.

GIG                :kranken (F. D. 1.,119): hastalanmak.
I:ğ-lemek, ig-lemek
Yig(Es. t. G.), Yik(Kt. B.)

GIGIR            :Wagenrad(A. D.,80): tekerlek, teker.
Tigir
                                             
GIGRU           :”40”, En-ki tanrıya verilen sayı (A. D., 79)
Gırk(kırk)

GIL                :binden,wickeln (A. D.,12): bağlamak, sarmak.
Güyl-mek=bağlamak

GIM, GIN, GIMI   :wie(İn. Ki. 3.,100),(A. P.,18),gleich wie (A. P.,15):             
Kimin, Gibi (Tr. t.)                                                       /: gibi, denk, aynen.
        
GIR                   :Gang(F. D. 1.,119): giriş, girmek.
Gir-elge, Giriş

GIR, GIRGIN   :gehen,treten (F. D. 2.,92)
Gir-mek, Git-mek

GIŞ                  :Mann (F. D. 1.,120), (F. D. 2.,95): erkek.
Kişi, Kişi(D.L.T.)

ĜIŞ                 :Holz,Baum(A. D.,50),(İn. Ki. 3.,37),(A. P.,28)
Ağaç, Yiş=orman(Orh.)

GIŞ                 :Sonne (F. D. 2.,98) gün,güneş
Güneş
  
GIŞ                  :Bird (Z. A.,216): kuş
Guş

GIŞ-GE           :Baumsnacht,Schatten (F. D. 2.,101):ağaç karanlığı, gölge.                       Ağaç gölgesi, Gölge(Tr.t.)                                  
Köşik=gölge(D.L.T.)

GIŞIG             :die Tür (İn. Ki. 3.,80),(F. D. 3.,111): kapı, eşik.
I:şig(k)
   
GIŞ-TA          :Sonnenseite(F. D. 2.,98): güneşli taraf.
Güneş-de, Güney (Durum eklerinin sumercede ve türkcede hemen aynı                                              
                                                   olduğunu geramer bölümde görmüştük).
                                                                                              
GU                 :Kraft,Macht(İn. Ki. 3.,106): güç
Güyç,Gurp=güç

GU                 :Vogel (F. D. 2.,215): kuş
Guş, Guw, Hüwi

GUD               :Nest(F. D. 2.,108): yuva.
Ketek=kuş yuvası

GUG               :Hulsenfrucht(A. D.,58): yeşil sebze, yeşillik.
Gög, Gög önüm=sebze                                             

GULA              :gross(F. D. 1.,121),(F. D. 2.,108): ulu, büyük.
Uli, Ulu

GUM                :zermalmen (F. D. 1.,132), (F. D. 2.,111): ufalamak.
Gum=Kum                                                                            

GUNNU           :braun(A. D.,30): kahverengi
Goñur=konur, esmer

GUR                 :halten,voll (İn. Ki. 2.,377) belagern (İn. Ki. 2.,375):                   
Gora-mak=korumak                             /: saklamak, dolu, biriktirmek. 
Gor=maya, biriktirilmiş para  

GUR                :etwas umscliessen, umgeben (İn. Ki. 2.,375),       
Gur-şa-mak=kuşatmak       (F. D.,109) bir şeyi çevrelemek, kuşatmak.

GUR, KUR     :dick, mächtig(A. D.,80),(F. D.-2.,110): semiz, güçlü.
Gur-ğun,Gur-at=sağlam          

GUR               :laufen, rennen (F. D. 1., 120): koşmak, yürümek.
Gor-mak, Gor-durmak=dört nala gitmek.
  
GUR, GURUŞ  :zerhauen (F. D. 1.,122), (F. D. 2.,160): vurarak, kırmak.
Ur-mak,Uruş=vurmak, vuruş.                                                                                                                   
Uruş(D.L.T.)
                                                
GURUŞ          :Held,stark (A. D.,54): kahraman, güçlü
Göreş=Güreş?
Gurat=sağlam
    
GUTUL           :hinwegraffen von Krankheit (F. D. 2.,216): Hastalıktan
Gutul-mak=iyileşmek(kurtulmak)                                              /ölmek.
(bu iki sümer-türkmen sözcük şeklleri aynı ancak çelişkili annam taşıyırlar. Belki de ölmegi hayat zorluklarından kurtulmak annamında kullanmıştır ki bu gün de bazen kullanılır)               
H

HAI                :Haus(A. F.,24-25): ev
Öy, Cay, Howlı=avlu

HAR                :Mühlstein (A. D.,68): değirmen taşı
Haraz=değirmen

HI                   :gut, schön (İn. Ki. 3.,37): iyi, güzel
Ey, Iyi(Tr. t.)

HUL                :Freude (A. D.,85): sevinç, neşe
Hezil?
                                                                           
HU-LA-NA    :in seiner Freude(A. F.,55): sevdiği, hoşlandığı
Ha-la-nı=hoşlandığı
                                             
HUM              :Lager (Os. Tu.,22) depo, büyük küp
Hum=değerli eşyaları depo edilen büyük küp.

HUR               :schneiden (İn. Ki. 2.,452): kesmek, biçmek
Or-mak
 
HUL-LA          :froh sein, freude (İn. Ki. 2.,448-9):sevinç, hoşlanmak.
Hala-mak=hoşlanmak                                                 

İ


I, ID               :Fluss (F. D. 2.,21): irmak
I, Ikh=irmak(Turan t.,3)

IA                   :Fett, Öl (A. D.,48),(İn. Ki. 3.,100),(F. D. 1.,110):yağ 
Yağ

IG, GIŞIG      :Tür (İn. Ki. 3.,80),(F. D. 1.,111): kapı, eşik
I:şik
                                                
IGI-GIN          :vorangehend (F. D. 2.,94): önde giden
Öñe giden

IKKARU, ENGAR   :Bauer (A. D.,9),(A. P.,24): çiftçi
Ekeran-çı , Ekin(D.L.T.)

IL                    :tragen, heben (A. D.,54), (İn. Ki. 3.,80): götürmek, kaldırmak.
Elt-mek                                                                            
ilet-mek (Tr. t.)
Ula=ulaş-mak(Orh.), Ilet(D.L.T.).

IM                  :Furcht (A. D.,67): korku
Eym-enç=korkunç

INIM              :Wort (İn. Ki. 3.,7) sözcük, söz
Üyn = üyn sözcügü türkmen dilinde söz ile ses aralığı bir anlam taşıyor: ;üyn alışmak; yani birbirini anlamak.Örneğin: “üynümü anlayın beyler, sözümü dinleyin beyler”(bak. Dede-Korkut, Salır Gazanın evinin yağmalandığı boyu).
Üyn-ses yok: ne üyn var, ne de ses var.

IR                   :gehen (F. D. 1.,111),(F. D. 2.,23): gitmek              
Yör=yürü, yöre-mek=yürü-mek
Ir=varmak(Es. t. G.), Är=ermek(D.L.T.)
                                                       
ITU                 :30+tag, Monat (A. D., 8) 30 gün, ay
Otuz
 
IZI                              :Feuer, Hitze (F. D. 1.,112),(A. D.,39): ateş, sıcak
Issı=sıcak, Isig(D.L.T.)

K


KA                   :Tor,die Tür(A. D.,34),(F. D. 1.,122): kapı, kapak
Ga-pı, ka-pi(Tr. t.),
Kapuk(D.L.T.)

KAL                :kostbar,teuer (İn. Ki. 3.,60), (A. F.,54): değerli, pahalı.
Galıň=başlık parası                                                            
Kalın=çok(D.L.T.)

KAN               :Schilfrohr(I. G,. 15): kamış ailesinden bir bitki.
Gıyan/gıyak
      “prf. Dr. Imanuel Geiss’ın açıklamasına göre: ;Gant; , ;Kanal; gibi birkaç modern sözcükler de bu sumer sözcüğünden kaynaklanmıştır. Türkmencede, Farsçada ve Arapçada kesme şeker denilen ;Gand; sözcüğü bu sumer sözcüğünden gelmektedir.(bak. I.G.,s.15)

KAPKAGAK    :Geschirr (Os. Tu.,22): kapkacak
Gapgacak, Gapgaç                                                       

KAŞ                :laufen (A. D.,42),(F. D. 2.,116): koşmak, kaçmak
Gaç-mak, koş-mak, kaç-mak.

KAŞ                 :galoppieren (Os. Tu.,23): at koşmak
Koş-mak(Tr. t.)

KEŞ, KEŞDE   :knoten (A. D.,37)-(A. D. 2.,123): düğümlemek,
Keşde=işleme,nakışlama      /binden, festbinden (A. D.,37): bağlamak
                                                                                                    
KI, GIR          :Land (İn. Ki. 3.,22): yer,yurt - Erde (A. D.,76): yer, toprak
Gır, Kır(Tr. t.)                                                                    
Kır(D.L.T.)=toprak
Kara=Erde=toprak,yer(Turan t.4)


KIA                 :Ufer (F. D. 1.,122),(F. D. 2.,116): kıyı
Gıra, kıyı (Tr. t.)
Kırğa(D.L.T.)

KI(d)               :machen (F. D. 1.,122): yapmak, kılmak
Kıl-mak
                                              
KIN                :Arbeit (A. D.,84) iş
Kı:n=ağır, zor, güç
Kin, Kın=zahmet(Es. T. G.)

KIN                :senden (A. D.,84): göndermek, yollamak
Gön-der-mek
     
KI-TA             :drunten (F. D. 1.,123),(F. D. 2.,120):aşağıda, yerde.           Gır-da, Kır da, Kıyı da                                                                                                                                         

KU                              :Wohnung nehmen(F. D. 2.,119): konmak,yurt tutmak.         
Gon-mak, Kon-mak(D.L.T.).                                                       
                       
KU                 :legen((F. D. 1.,123),(F. D. 2.,123): koymak
Goy-mak, Koy-mak(D.L.T.)

KUG, KU       :heilig (A. F.,53): kutsal / “ku-inanna” (A. F.,53): 
Gut-lı, Kut-sal(Tr. t.)                                                          /: kutlsal inanna.
Kuw, Kut=kutsal(Kt. B.)

KUM              :zerstampen (A. D.,41): vurarak ezmek, ufalamak
Gum, Kum(Tr. t.)

KUR               :Berg, Bergland (A. D.,62),(A. P.,31): dağ, dağlık yurt.
Gor-ğan=tepe, kale                                                                                        
Kur, Kurgan=tepe, kale(Es. t. G), Kur-tag(Kor-tag)=Oguzhanın yayla-
Kur=kaldırmak, yükseltmek(Turan t.5)                                             -yurdu.

KUR               :Land,Fremdland (F. D. 1.,123): yurt,yabancı yurt,
Küren=çok nüfuslu köy.          /Wohnsitz,Quartier (İn. Ki. 2.,287): yaşayış-
Kur-tag,Kor-tag(Oguz yurdlerinin birisi)                                    /-yeri, daire.                     
     
KUR               :wachen (F. D. 2.,129): korumak / beachte ferner    
Gor-amak, Gorağ                                                      /(F. D. 2.,129): karakol.
Korumak(Tr. t.), Kur-mak(D.L.T.)
 
KUR               :backen (F. D. 1.,123): pişirmek
Gowur-mak
Kavur-mak(Tr. t.)
                                                  
KUR               :schauen, sehen(İn. Ki. 2.,592): görmek
Gör, Gör-mek
Kör-mek(D.L.T.)

KUR                :yeraltı dünyası (MIÇ, 23)
Gör=mezar

KUR, GUR      :dick,gross,stark(sein) (İn. Ki., -s. 592) , (F. D. 2.,128):                 
Gur-ğun, Gurat=sağlam                                 /: semiz, büyük, güçlü(olan).     
  
KURGI            :ein best. Vogel (F. D. 2.,129): belirli bir kuş
Gırğı, Garga, Gırğawul, Garlawaç...
Karga (Tr. t.)

KURUM          :bewachen (A. D.,75): korumak
Goraw
Koru-mak(Tr. t. , Az. t.)
Kur-mak(D.L.T.)

KURUN         :gut,schön (İn. Ki. 2.,595): iyi, güzel
Gurgun, Gurat=sağlam


KUŞ               :Leder(F. D. 1.,123),(F. D  2.,129): deri
Gayış=[tabaklanmış]deri
Kövüş = ayakgabı

KUŞ               :vermehren (A. D.,3): arttırmak, eklemek
Goş-mak, Koş-mak(D.L.T.)
  
KUŞ-U, KUŞ   :ruhen, beruhigen (F. D. 2.,129), (In.Ki.2.,597):
Köşe-mek                                                            /: Rahatlamak, dinlenmek.
   
KIPU               :sprechen(A. P., 15): konuşmak
Kep-lemek/Gep-lemek

L


LAL                :Honig (A. D.,28), (F. D. 1.,127)
Bal

LIL                 :Wind(A. D.,52), (F. D. 1.,127): rüzgar
Yel, Yil (Es. t. G.)

LU                  :Mensch (F. D. 1.,127),(F. D. 2.,172) insan.
Li, Lu:{Bu sözün sumer dilinde iki anlamı var: birincisi ;insan; ;adam;, ikincisi belli bir yerin ya da belli bir işin adamı.Bu ikinci anlamı türkmen ve diğer Türk dillerindeki ;li;(lu) ile aynı anlama gelyor(A. F.,15). Ancak geramer bölümde de izah ettiğimiz gibi, Sumer dilinde Türk dilinin aksine ;lu; sözcüklerin başına ekleniyor: lu-dingirra=tanrı-lu,tanrılı=tanrı adamı ve lu-kingirra=kingir-lu, kingirli=Kingir adamı=Sumerlu(Sumerli)=Sumer adamı.}

LU-ŞAMAN-LAL   :Hausirer (A. D.,71), (A. D.,79), (F.D.2.,173:
                                                      /: Gezici,yöre yöre dolaşan adam, derviş.
Şaman=din adamı{Eski Şamanların da dervişler gibi yöre yöre  
                                                                          dolaştıkları bellidir}.
                                                    
LUM               :Kanal(A. D.,87)
Olum=oluk, irmaktan su alınan yer

M


MAR               :tun, machen (F. D. 2.,179): yap-mak, yerine getir-mek
-Mak, -mek: (yapma eki), örneğin:    geş-tuk-mar: eşit-mek(F. D. 2. 179).                                                            

MAŞ               :erster (F. D. 2.,182) birinci, başdekı
Baş-dakı?

MEN              :ich(A. D.,82): ben (1. tekil şahıs)
Men
                           
MES               :Held,stark (A. D.,52): kahraman, güçlü
Mes=sağlam, esrik, serhoş

MU                  :Jahr (A. D.,11),(F. D. 1.,130) yıl, sene
Mü-çe (12 yıl)=12 hayvanlı türkmen takvımı.

MUL, UL       :Stern(F. D. 1.,130-2),(F. D. 2.,191)
Yıldız, Ulduz(Az. t.)

MUŞ, UŞAN  :Vogel (A. D.,18): kuş/ fly (San. Cs.,96): uçmak
Guş, Uçan

NAMMU?, NAM?  :was ist?( A. F. 35),what(is) it?(Os. Tu.,23):
Näme?=nedir?                                                                                                
O nedir?

NIG?, NI?, NI-MU?  :was?(F. D. 2.,74): ne?
Näme?, Ne?
Neň?, Ne?(D.L.T.), Negü-lük?(Kt. B.)
NIGNAME      :was immer(F. D. 2.,2oo),what ever(Os. Tu.,-23): ne olursa.
Näme-de bolsa                                                                                                                                                             
Neduk?(Turan t.1), Negü?(D.L.T.)

P

PA                   :Ast(İn. Ki. 3.,37): dal /Spross(F. D. 1.,117): filiz
Pu-dak, Pın-tık=filiz 

PAD                :to destroy(San. Cs.,122)
Poz-mak
Boz-mak

PAP                :high priest (San. Cs.,128): ulu din adamı, papaz
Baba: (kutsal sayılan büyük şahsiyetlere eski türklerde ;baba;ve ya ;ata; dinilyormuş örneğin: “Zengi baba”, “Ersarı baba”, ;Heyder baba;,“Korkut ata”... Hrıstiyanların kullandığı ;pap; sözcüğü de Sumer dini tekstlerin vesilesi ile Hırıstiyan dini tekstlerine geçen Sumer sözcüğü olması çok doğaldır diye düşüniyoruz.)

PAR, PIRIG   :glanzent(F. D. 2.,74): parlak
Par-lak
  
PEŞ                 :burn(San. Cs.,89)
Biş-mek, Piş-mek

S                                       

SA                  :Musikinstrument (A. D.,27): muzik aleti, saz
Saz

SA                   :treffen(F. D. 1.,133),(F. D. 2.,229): karşılaşmak
Sa-taş-mak=karşılaşmak
Sal=göndermek(D.L.T.)

SA                  :kundtun (F. D. 1.,133), (F. D. 2.,229): habar vermek.
Saw=haber                                                                                              
Saw-çı  : Türkmenlerde “Peygamber Tanrınının savcısıdır” denilir.
Sab=haber(Orh.)

ŞAB                 :Word, order (San. Cs.,91) söz, buyruk
Saw, Sab(yok. b.)

SA                   :Seil(F. D. 1.,133),Tau, Band (F. D. 2.,227-8): ip, sarğı.
Sa-pak=ip                                                                                                     Sarğı.                                              
Saru=sarmak(D.L.T.)

SA                   :gelb(İn. Ki. 2.,829): srı
Sa-rı
Sarık(D.L.T.)

SA                  :kaufen,verkaufen(İn. Ki. 2.,829):satın almak, satmak.
Sat-mak, Sa-tın almak                                                                             

SAG                :erste qualitet,Leben (İn. Ki. 2.,832) birinci kalite, diri,
Sağ, Sağdın, Sağlam.                               /gut (San. Cs.,23): iyi, sağlam.
Sak=temiz, sağlam(Kt. B.)

SAG-GE         :zurückhalten(F. D. 2.,233): durdurmak
Sak-lamak

SAGGA           :Kopf (A. D.,30),(F. D. 1.,133): baş
Sagga=Türkmenistan’da çocukların (Türkiye’deki misket gibi) aşık kemiklerini düzerek oynadıkları aşık oynunda ;aış yapılan büyük aşığa; sagga veya baş aşık denilmektedir.

ŞAKAN, ŞAMAN        :Göttheitsnamen (F.D.2.,257):Tanrı adlarından.
Çakan=Eski Türkmen adlarından.
Şaman=eski türklerde tanrı ile ilişkisi olduğu savınılan din adamy.

SAL                :Frau (A. D.,86): kadın
Sal-atı = bazı Türkmen agızlarda kıza salatı oğlana doğma denilir.
Siňil=Kız kardeş(Es. t. G.)                                        

SANGU           :zählen (A. D.,53): sayı saymak
Sanağ, Sana-mak=saymak
                                           
SANTAG         :Ziffer,Nummer(F. D. 2.,235): sayı
San, sanağ
Sa, Say(Orh.)

ŞAR                 :von allem was gross,viel (F. D.- -2.,258): en büyük, çok,    
Şar-gara=simsiya                                 /sifat derecelendirmede üstün olan.                                                                                              
(Görüldiği gibi şar türkmencede de ayni şekilde kullanılmakta´dır.)                                                                       

SAR                 :binden (İn. Ki. 2.,854) bağlamak, sarmak.
Sar-amak=Sar-mak
Saru=sarmak(D.L.T.)

SAR                :vertreiben, wegjagen(İn. Ki. 2.,853),(A. D.,234): 
Sür-mek, Sür-gün                                                  /: sürmek, sürgün etmek.
Sür-mek=sürgün etmek(D.L.T.)

SAR                 :rasieren(İn. Ki. 2.,854): [saç]kesmek, silmek.
Sıyr-mak=(saç, sakal) kesmek.

ŞE                   :Kälte (A. D.,26),(F. D. 2.,261) soğuk/üşümek.
Üşe-mek

SI                    :freundlich sein (F. D. 2.,237): saygı göstermek,
Sı:lamak=sayğı göstermek.                                          /,arkadaşlık etmek.
Silik=din adamı(D.L.T.)


SIG                 :eng (İn. Ki.,108): sıkı/ dün (Os. Tu.,24): ince.
Sık=sıkı
Sık=az(D.L.T.)

SIG                 :beautiful,friendly (San. Cs.,106): güzel, saygılı
Söyği=sevgi
Sev[sw], swü(Turan t.1)=sevmek,sevgi

SIG                :niedrig (F.D.1.,135),(F.D.2.,241): kısa, alçak..
Sıyka=suyun derin olmadık yeri.
Sığ (tr. t.)
   
SIG                 :schlagen (F. D. 1.,135),(F. D. 2.,231): vurmak.
Sı:k-dırmak=çubuk`la dövmek.

SI-IL, SIL      :vernichten (F. D. 1.,135), (A. D.,5): yok etmek.            
Sıl-mak=Silmek                                           
Sı(Orh.), Si(Es.t.G.)=dövmek, yenmek.

ŞIKA               :Ton (F. D. 2.,259): kil, balçık
Şıkga=Türkmencede bir çeşit kil
                                        
SIPA,SUBA     :Hirte( A. F. 30),(F. D. 2.,237)
Çopan=Çoban

SIR                  :ausreissen,entfernen (F.D.1.,135): yolmak, koparmak.    
Sı:r-mak=[saçı,sakalı]kesmek.      
Sıl-mak=Silmek
Tir-mek=dermek

SIR, SIRU       :lang (A. D.,62),(F. D. 1.,135): uzun
Sı:r-dam=uzun, dik                
Süyri, Sı:rık=bu sözcükler de uzunluğu anlatıyor.
Sıruk=direk(D.L:T.)
GIŞ-SIR=ağaç-uzun=sırık ağaç (aynı kaynak).
SIR, SUR       :spinnen (F. D. 2.,251,256): eğirmek
Sara-mak, Sar-ğı
Saru(D.L.T.)

ŞITA               :to tie up, bind up(San.Cs.,119): düğümlemek, bağlamak.   
Çit-mek=düğülemek                                                

SU                   :Horn (A. D.,29) buynuz
Süs-mek = boynuz-lamak.Türk dilinin geramerinde Ad`dan eylem yapma olayını: boynuz>boynuz-lamak, kurşun>kurşun-lamak, dayak> dayaklamak ... nazara alındık`ta, ;su; ve ;süs-mek; sözcüklerin birbirine bağlantısı görülür.

SUD(SU)           :entfernen (F. D. 2.,249): uzaklaştırmak        
Sür-mek, Sürgün etmek

SUD-SU         :besprengen,versenken(in Wasser) (F. D. 2.,250):
Suw-lamak, Suw sepmek.                                 /: su serpmek, suya dalmak.

SUG               :Sumpf (A. D. 81): bataklık
Suw, Suwug=sulu
Sub=su(Orh.)                                                 

SUN, SUNNU   :geben,übergeben(A.D.,38): vermek, geçirmek.
Sun-mak
Sun-mak(D.L.T.)
     
SUR                :press,abgrenzen (İn. Ki.3.,60), (F. D. 1.,136):
Sür-mek, Sürgün etmek.                         /: sıkıştırmak, sınırını belirlemek.
Sür-mek(D.L.T.)

SUR               :kriechen(F. D. 2.,252): sürünmek
Süyr-enmek=Sür-ünmek  


SUTUK          :Rohrart (A. D.,67): kamış çeşidi
Tüydük=Kamıştan yapılmış flüt          
Düdük (Tr. t.)

SU-UB           :reinigen (F. D. 2.,248): temizlemek
Süpür-mek

T

TAG               :niederwerfen(F. D. 2.,153): atmak, yere koymak.
Taş-lamak, Taş-lamak(D.L.T.)=atmak

TAG               :schmücken (F. D. 2.,154): süslemek.
Dak-mak, Tak-mak(Tr. t.), Takım
Tak-mak(D.L.T.)

TAH               :hinzufügen (Os. Tu.,24): artırmak, eklemek.
Dak-mak=Tak-mak(Tr. t.)

TAL, DAL       :weit (İn. Ki. 3.,81),(F. D. 2.,155):uzak.
Dal, Daş=uzak (;dal; sözcüğü de halk türkülerinde uzaklığı anlatıyor, örneğin: Ağaç uzun boyum kısa - ;dal; pudak`ta narım kaldı.)

 
TAP                :verriegeln (F. D. 1.,126): kapını örtmek,
Yap-mak=örtmek, kapatmak
Tapbat-lamat=berkitmek, kapatmak

TAR                :scheiden,spalten (İn. Ki. 3., 59): biribirinden
Yar-mak, Dara-mak                                                 ayırmak, yarmak.
Tara-mak (Tr. t.)
     
TAR                :abschneiden,trennen (İn Ki.3.,59): kesmek, ayırmak,
Dar-ğatmak                                              / spalten (F. D. 2.,155):yarmak.
Tar-mak=dağıtmak(D.L.T.).             
TE(GA)          :ganz nah heranbringen(İn.Ki. 3.,210): sıkı yaklaşmak,
Değ-mek, Dokun-mak(Tr.t.).                  / touch(Os. Tu.,24): el değirmek.
Täg=değmek(Orh.)

TEGA              :sich nähern (F. D. 2.,158): yaklaşmak
Değ-mek, Dokun-mak, Tokuş-mak(Tr.t.).

TEMEN         :Erdwall(A. D.,63),Fundament,Grundstein (A.F.,29):           
Temel(Tr.t.)                                                                 /: temel, temeltaşı.       
Tömön=dip(Türç. Y.)
    
TEN               :kalt sein oder werden (F. D. 2.,159): soğuk ve ya
Doň=Don, Buz                                                                  / soğuk olmak.
Doň-mak
Toň=don(D.L.T.)

TEN               :sich beruhigen(F. D. 2.,159): dinlenmek.
Dı:nç(almak),Din-lenmek(Tr. t.)
Tın-mak=dinlenmek(D.L.T.)
Ting=rahat(Kt.B.)

TI                    :rest(San. Cs.,97): dinlenmek
Dı:nç almak=Din-lenmek(Tr. t.)
Tin-mak=din-lenmek(D.L.T.)

TI, TIN, TIL  :lebender (H. U.,83-4), (A. D.,15), (F. D. 1.,126): diri.
Diri, Tirik(Çağatay t.)                                                                                
Tin=dirilik(Es.t.G.),(Kt.B.)

TIBIRA           :metal(Os. Tu.,24)
Demir, Temur(D.L.T.)

TI-GI              :Lied (S.N.Kramer “Sumerische Lit. Texte aus
Di:mek=demek, söylemek.   Nippur”Berlin-1961,s.160): şarkı, şarkı-
Ti/Di=demek(Turan t.1),(Orh.).                                        -nın sözleri.                      

TU                  :Wind(F. D. 2.,160): ruzgar, yel                                                      Tüveley=Kasırga               

TU(D),TU        :gebären(F. D. 1.,127),(F.D.2.,161): doğmak.
Doğ-mak
Toy(Orh.), Tug, Tuh(Es.t.G.)=doğmak

TUG               :Kleid(F. D. 1.,126),(F. D. 2.,161): giyisi.
Don=cüppe,üst giyim”Güzellik ondur dokuzu dondur”(Atasözü).
Ton(D.L.T.)
Tuğ=Türkmen dilinde bayrağa ;baydak; ve ;tuğ; denilir.

TUKU             :weave, weben (San. Cs.,101), (Os. Tu.,24):
Doka-mak                                                                    /: Dokumak,örmek.
Toku-mak(Az. t.), Tokı-mak(D.L.T.)
                          
TUKU, TUG(K)         :verfolgen,jagen (Os. Tu.,24): takib etmek,
Tokuş-mak(Tr.t.)                          /,avlamak/ergreifen (A. D.,88): tutmak. Tokuş=savaş(D.L.T.)
Dokun-mak(Tr.t.),Tut-mak

TUN, DUN?   :in der Erde graben, Schacht (F.D. 2.,152): yeri kazmak,                                                           
Hin=çöl hayvanların yerı kazıp yaptığı yuva.                   /: maden, çukur.
Tünek=ev

TUR               :Hürde(A. D.,22): sepet                                                   
Torba

TUR               :Hof,Stall (F. D. 2.,163): avlu, mal yatağı
Töwerek=çevre, etraf, daire 
  
E TUR-A        :Stall (F. D. 2.,163): mal yatağı
Öy töwereği=Ev çevresi

TUŞ                :sitzen (A. F., 27): oturmak
Düş-mek=inmek
Düş-lemek=Yola gidirken bir yerde inerek oturup dinlenmek.
Tüş, Tüşnäk(Es.t.G.)=Yurt

U

U                     :Pflanze (A. D.,53), Grass,Kraut (A. P.,141)
Ot

 U                   :Schlaf (A. D.75), (F. D. 1.,113), (F. D. 2.,39)
Uw-kı
Uy-mak, uy-ku(Tr. t.)

U, UH             :Zehn (A. F.,40)
On (10)

U                     :Kampf (İn. Ki. 2.,1065): savaş
Uruş, Uruş(D.L.T.)=savaş, dövüş

SUN, U-SUN  :Kuh (A. F., 26): sığır
Suğun=dere sığırı

UD                 :strahlen,Licht,Sonne (A. D.,46), (İn. Ki. 3.,210):
Od                                                                                /: alev, ışık, güneş.

UD                  :Zeit(F.D.2.,s.44): zaman
Öd=zaman(Orh.)
Üd=zaman(Kt.B.)
Öt-mek=zamanın geçmesi
         
UDI, UDU      :Schlaf(A. F.,30)
Uwkı=Uyku
Hüwdi (Türkmence´de annelerin çocüları uyutmak için okudukları
Ui(Orh.), Udi(Es.t.G.) =uyku                                        türkü, ninni).                                                                               
UDUN             :Ofen (A. D.,46), (İn. Ki. 3.,210), Feuerofen,
Od, Ocak                                     Brennofen(F. D. 2.,45): Ocak, soba.
Odun=yakmak için kullanılan ağaç.

UG                 :Festungsmauer(A. D.,38): kalenin duvarı
Uwk=Türkmen çadırının ahşap iskeleti
Uğ(D.L.T.)

UG                 :Leute,Volk (A. D.,52),(F. D. 2.,42): toplum, halk
Ok=halk(Orh.),Uk(D.L.T.)
Uruğ=Soy

UG,UGU,UHU  :Gift (F. D. 2.,54), (A. D.,65): zehir
Awı, Agu(D.L.T.)

UKU               :Schlaf (F. D. 2.,43): uyku
Uwkı, Udhu(D.L.T.)

UL                  :to be high (San. Cs.,109): büyümek
Ulı=Ulu, Ulug(D.L.T.)

UL                  :Stern (F. D. 2.,46): yıldız.
Ulduz(Az. t.), yıldız
Yula=ışık(Kt.B.)

UMUŞ             :Werk (Os. Tu.,25): iş, iş yeri
Yumuş = iş, ödev

UR                 :Bürger,mann (F. D. 1.,114): vatandaş, adam /
Uruğ=soy                                                     /Mensch (F. D. 2.,47) insan.
                                                                         
UR                 :Hund (F. D. 2.,47): köpek
Üyr-mek=ürümek
Ür-mek(D.L.T.)

UR, URRI      :ernten (A. D.,91), (F. D. 2.,50): ekin biçmek
Or-mak=biçmek

URAŞ             :to see,look,examine  (San. Cs.- ,110): bakmak, görmek,
Araş-tırmak(Tr. t.)                                                                  /, imtihan.

URTA               :İnnerenraum,Weltraum (A. D.,82): orta boşluğu, dünya-
Orta                                                                                          /- fezası.

URU, URI      :Bruder (A. D.,56): kardeş
Uruğ=soy, Urug(D.L.T.)

URUD, URUDU         :Copper(San. Cs.,102): bakır
Üre=bakırın kalay ve çinko yaptığı bileşik.

                  :Werk (Os. Tu.,25): iş

                  :Vogel (A. P.,18): kuş
Guş=kuş

                  :Verstand,Klugheit (F.D.2.,s.53): akıl, düşünce.
Huş=akıl
Us=düşünce(Kt.B.)

                  :Lead,follow (San. Cs.,129): uydurmak,uymak
Uy-mak, Uyuş                                                   

USU               :Kraft (A. F.,19): güç
Isğın=güç

UŞU(üç on)      :30 dreizig;(İn. Ki. 3.,29)
Otuz

Z

ZAG               :rechtseite (A. D.,56), (F. D. 1.,132): sağ yanı
Sağ

ZAG               :Grenze (F. D. 2.,219): sınır
Çäk, Ara çäk=sınır

ZAL, ZALAG    :glanzen  (İn. Ki. 3.,29), (F. D. 2.,221): parlamak
Salgım=serap
Soluk=güzel(Kt.B.)

ZIBIN            :İnsekt (F. D. 2.,223): böcek, haşare
Çı:bın                                               


Sözlükde kullanılmış kaynaklar

A. D. = Anton Deimel,  Sumerische Grammatik mit Übungs stücken und zwei Anhaengen- Liste der gebraeuchlischsten Keilschriftzeischen mit ihren Urbilden und den Hauptbedeutungen,  Roma, 1939

A. P. = Arno Poebel,  ;Grundzuege Der Sumerischen Grammatik, Rostok, 1923

İn. Ki. 3. = İnim Kiengi-3,   B. Huebner und A. Reizammer, Marktredwitz, 1987

İn. Ki.2-1=İnim Kiengi-2-1,  B. Huebner und A. Reizammer, Markredwitz, 198

İn. Ki. 2-2= İn. Ki. 2-2,   B. Hübner und A. Reizammer,   Markredwitz,198

F. D. 1 = Friedrich Delitzsch,  Sumerische Sprachlehre,  Leipzig,1914

F. D. 2 = Friedrich Delitzsch,  Sumerische Glossar, Leipzig,1914

A. F. = Adam Falkenstein, Das Sumerische,  Leiden,1959

N. P. = N. Poppe,  1-Bemerkungen zu G. J. Ramstedt,s Einfuerung in die Altaische Sprachwissenschaft, 2- Ein Alteskulturwort in den Altaischen Sprachen;   Helisinki, 1953

F. H. = Fritz Hommel, Ethnologie und Geographie Des Altenorients, Muenchen,1925

Z. A. = Zeichenliste Der Archaischen texte aus Uruk,  M. W.Green und J. Nissen,  Berlin,1987

Os. Tu. = Osman Nedim Tuna, Sumer ve Türk Dillerinin Tarihi ilgisi ile Türk dilinin yaşı Meselesi;   Ankara,1990

San. Cs. = Sandor Csöke, The Sumerien and Ural-Altaik elements in the Old Slavic Language, Muenchen, 1979

H. V. = Hermann  Vamdery, Ethimologisches Wörterbuch der Turko-Tatarischen Sprachen,  Leipzig-1878

I. G. = Imanuel Geiss, Epochen und Strukturen: Grandzüge einer Universalgeschichte für die Oberstufe, Frankfurt am Mai 1994

M. İ. Ç.= Muazzez İlmiye Çığ, Kur’an, İncil ve Tevrat’ın Sumerdeki Kökleri, İstanbul 1996

D.L.T.=Kaşgarlı Mahmut, Divanü Lugat-it-Türk; -4- Dizin, Endeks, Ankara-1991
                                                     
Kt.B.=W. Radloff, Kudatku Bilik des Jusef Chass-Hadschib Aus Balasagun, St. Petersburg-1910 (Sözlük bölümi)

Karşılaştırmalı Türk Lehçeleri Sözlügü, Ankara-1991

M. Y. Hamzaef, G. Ataef, G. Açilova, V. Mesgudof, A. Mesetgeldief, Türkmen Dilinin Sözlüğü, Aşkabat, 1962

S. Arazkulıef, S. Atanyazof, P. Berdief, F. Sapanova, Türkmen Dilinin Diyalektolojik Sözlüğü, Aşkabat, 1977

Turan t.=Turan türkcesi yani isadan öncesi bin yıldan itibaren tarih sahnesinde tanınmış ;Sak-Iskit; kabile birliği ve bu kabilelere aid Part(Eşkani) devletini kuran ;Part, Parn; türklerin dillerinden kalmış sözcükler:
Turan t.1=prf. Dr. Muhammedtagi Zehtabi(Kirşçi) “Iran türklerinin eski Tarihi,2.cild” Tebriz-2000yıl, S.356-64(Part türkçesinin text ve sözlüğü).
Turan t.2=Jeorge Rawlinson “The Sixth Great Oriental Monarchy” London-1873, s.23.
Turan t.3=A. Vambery “Geschichte Buchara´s oder Transoxanien” Stuttgart-1872, s. 11.
Turan t.4,5=A. Vambery “Das Turkenvolks” Osnabrück-1970, s.11, s.25.

Türkç. y= K. Grönbech “Türkçenin Yapısı” Ankara-1995


SONUÇ

            Çalışmamız boyunca işaret ettiğimiz gibi sumerologların hemen hemen hepsi Sumer diline temeli Ural-Altay dillerinden oluşan bitişimli Agglutinativ (iltisakî) dil grubunda yer veriyorlar. Onlardan birkaçı Sumer dilini Ural-Altay dilleri veya Türk dili ile doğrudan doğruya akraba sayarak , hatta ona Proto-Türk dili diyerek adlandırmaktadır. Ancak buna karşılık, bu dilin günümüzdeki dillerin hiçbiri ile akrabalığını ispat etmenin mümkün olmadığını düşünenler de var. Ama biz bu son grupdaki bilim adamlarının Sumer dilini İndo-German ve Samî dillerin dışında, hangi dillerle karşılaştırdıktan sonra böyle sonuç çıkardıklarını bilmiyoruz. Belki de onların bu dili Türk dilinin çeşitli lehçeleri, özellikle sözcük hazinesi çok zengin olan Türkmen dili ile karşılaştırma imkânı olmamıştır.
            Biz bu başlangıç tecrübemizde bile, eğer Sumer dilinin şimdiki ayakta olan dillerin birisi ile akrabalığını ispat mümkün olursa, güçlü ihtimalle o dil Türkmen dili olacaktır inancına vardık. Çünkü hem dil yakınlığında hem de uygarlığın diğer yönlerinde de ikna edici gerçekler bulunmaktadır.
            Meselenin diğer bir önemli yönü ise, tarihçiler ve sumerologların çoğunluğunun Sumerlilerin Orta Asya’dan (Türkistandan) Mezopotamya’ya göçüp gelmiş olmasının altını çizmeleridir. Biz bu konuda ünlü uzmanların eserlerinden yeteri kadar örnekler getirmiştik. Ancak konunun önemli olduğu için, sözlerimizin sonunda da gene birkaç örnek eklemeyi yerinde bulduk.
            “Dünya Sanatının Büyük Tarihi” adlı eserin Sumerlilerle ilgili bölümünde şöyle satırları görüyoruz: “Tahminen M.Ö. 3000’li yıllarda Güney Mezoptamya’da Sumerlilerin hüküm sürmesi başlıyor. Onlar Hazar Denizi’nin ötesindeki çukur yerlerden (çöllerden) gelme ihtimali güçlü olan Asyalı halktır. Sumerliler oradan kendileri ile yüksek düzeyde gelişmiş tarım teknolojisini getirmişlerdir.”[231]
            Arkeoloji biliminin en yeni kazılarını içeren kitaplardan olan bir diğer eserde de şöyle fikirler ortaya konuyor: “Bu nereden geldiği sorunu ise üzerinde çok tartışma cereyan eden, ancak henüz kendi çözümünü bulamamış bir sorundur. Bazı araştırıcılar onların aslını Kafkasya’dan, diğer bir grup ise Hazar denizinin etrafından veya Hint’den sayıyorlar. Ancak bu konuda denmesi mümkün olan şey, onların M.Ö. 4500 yıllarında Mezopotamya’da yaşayan Samî kavimlerden olmadığıdır.”[232]
             Arkeologların bu son sözlerini esas alırsak, Sumerlilerin ana yurdu Türkmenistan olmalıdır diye düşünüyoruz. Çünki nihayet Türkistandan, Kafkasya’dan ve Hint’den söz geçiyor. Hindistan konusunda geçen bölümlerde de işaret ettiğimiz gibi eski Hint medeniyetinin kurucuları M.Ö. 4000 yıldan itibaren bu günkü Türkmenistan’ın sınırlarından oraya göç eden Dravidiler olmuştur. Onların dilleri Turan dil grubuna dahildir. Aryanlar ise daha son dönemlerde Hindistan’a girerek Dravidileri güneye doğru sürmüşlerdir. Yani, eğer Sumerliler Hindistan’dan Mezopotamya’ya varmış olsalar da bunlar Dravidiler olmalıdır.
            Kafkasya ve Azerbaycan’a gelince, bu ülkeler tarihçilerin açıklamasına göre Orta Asya’dan (Türkistan’dan) akın akın göç ederek doğu Avrupa’ya, Anadolu’ya, Mezopotamya’ya doğru giden insan toplumlarının, özellikle Türk dilli kavimlerin geçdiği hem de birbirleri ile kaynaşarak yeni yeni kavimleri meydana getirdiği bölge olmuştur.
            Biz öne sürdüğümüz fikirlerimizin bir türlü bilimsel kanıtı hükmünde, pek çok ciltden oluşan “Dünya Uygarlık Tarihi” ni yazan çok ünlü arkeolog ve tarihçi Will Durant’ın bizim konumuzla ilgili düşünceleri ile sözlerimizi noktalıyoruz. Bu bilim adamı bu büyük eserinin birinci cildinin:
“Uygarlık Beşikleri: Orta -Asya “Anau” (Änev), aklı şaşırtan yollar”   başlıklı bölümünde şöyle yazıyor:
            “Çalışmamızın bu bölümünü “uyğarlık nereden başlıyor? “ diyen, çözülmedik mesele ve cevabını bulmadık soruya özelleştirmeyi uygun bulduk.
            Biz jeologlar tarihten önceki uzak geçmişin dumanına girmeye çalıştığımız zaman, günümüzdeki Orta Asya’nın kurak çöllerinde eski çağlarda hoş ve çiğli (nemli) hava şartları olmuş olduğunu sanıyoruz ve bu bölgelerde hem göllerin hem de bol sulu ırmakların bulunmuş olduğunu görüyoruz. Buzların en son kez çekildiği jeolojik dönemde o bölgelerde kuraklık oluyor ve yağmur suyu ise buralarda oluşup gelişen köylerin ve kentlerin saklanıp kalabilmesi için yetmemiştir. Buna göre de bu bölgedeki insanlar kendi yurtlarını su arayarak terk etmeye mecbur olup dünyanın dört yanına dağılıyorlar Bakteriya gibi yarı gövdesi kumda gömülüp kalmış kentlerde çok kalabalık bir nüfusun yaşamış olduğunu görüyoruz. Hatta 1868 yılında Batı Türkistan’ın 80.000 nüfusu hareket edip gelmekte olan çölleşme derdinden korkarak yurtlarını terk etmeye mecbur oluyorlar.
            1907 yılında Pumpelli “Anau”da (Güney Türkistan’da) M.Ö. 9000 yılına ait olan uygarlığın kalıntısı sayılan taş aletleri ve başka şeyleri kazıp çıkardılar. Biz burada arpa, buğday, darı gibi tahılların ekilip yetiştirilidiğini, bakır gibi madenlerin kullanıldığını, hayvanların evcilleştirilip yetiştirildiğini ve seramikten yapılmış süs eşyalarının kullanılmış olduğunu görüyoruz. Biz bu düşünceden hareket etmekle, kendi meçhülümüze ait şöyle bir fikri öne sürüyoruz:
            Yağmursuz göğün yüklenmesine ve kuraklığa maruz kalan çöl toprağının baskısına dayanamayan nüfus, üç yana dağılarak, yarattıkları uygarlığı da kendileri ile götürdüler. Onlar, doğuya doğru Çin, Mançurya ve Kuzey Amerika’ya kadar, güneye doğru Hindistan’a batıya yönelik de Elâm, Sumer, Mısır hatta İtalya ve İspanya’ya kadar varıyorlar.
            Susa’da (bugünkü güney-batı İran’da yerleşen “Şuş” da B.G.) eski Elâm’dan kalmış çok eski uygarlığın kalıntıları Anau (Änev) uygarlığı ile o kadar benzerdir ki, insanda uygarlığın başlangıç döneminde, tahminen M.Ö. 4000 yıllarda Susa ile Anau (Änev, Anav) arasında kültürel ilişkiler saklanmış olmasını savunmaya temel sağlıyor. Bunun gibi benzerliklerin ve yakın akrabalığın, hem Anau ile Mezopotamya hem de eski Mısır sanatı ve el işlerinde de bulunması, bu ülkelerin arasında da tarihten önceki dönemlerde ilişkilerin var olmasını hatırlatıyor.”[233]
            Araştırmacı sözünün devamında Sumerlerin de ya Orta Asya’dan ya Hindistan’dan veya Kafkasya’dan gelme ihtimalini öne sürerek, Sumer dili ile Moğol dilinin arasında  var olan benzerliğin de altını çizerek, kendisinin bu konulardaki nihai fikrini “Yakın-Doğunun batı uygarlığına kattığı katkıları” konu başlığı altında şöyle açıklıyor:
            “Yazıya geçmiş tarihin en azından 6 bin yıl yaşı vardır. Bizim elimizdeki bilgilere göre bu sürecin tam yarısında insanlık hareketinin merkez noktası Yakın-Doğu olmuştur. Yakın-Doğu diyerek belirsiz adresten biz, bütün Doğu Asyaya’yı göz önünde bulunduruyoruz. Bu ise Rusya ve Karadeniz’in güneyini, Hindistan ve Afganistan’ın batısını, daha genişletirsek, Yakın-Doğu ile ilişkide olan Mısır’ı da kapsayan bir genişliktir.
            Bu belirsiz tasvir edilen genişlikte yaşayan fevkalâde çalışkan ve yaratıcı kavimlerin oluşturduğu çeşitli uygarlıkların birbirine etkisi ve katılması sonucu tarımcılık ve ticaret ilişkileri, at beslemek ve araba üretmek, para kullanmak ve kredi sistemini yola koymak, dokumacılık ve el işleri, hükûmet ve kanun, matematik ve tıp, bilimsel esasta yer sulama sistemi, geometri ve astronomi, takvim, saat ve müçe hesabı (on iki hayvanlı takvim sistemi), yazı ve alfabe, kâğıt ve mürekkep, kütüphane ve okul yerleri, edebiyat ve saz sanatı, ressamlık ve mimarlık, tek tanrıya inanç ve tek eşlilik, çeşitli süs eşyaları ve güzelliği korumak, yurt gelirlerini hesaplamak ve vergi sistemini düzenlemek vb. meydana gelmiştir.
            Hem Amerika’nın hem de Avrupa’nın bugünki kültürü Kirit adası, Yunan ve Rum aracılığı ile, doğudan bu uygarlıktan alınarak meydan gelmiştir. Aryanların kendileri uygarlığın yaratıcısı olmayıp, belki onu Babil ve Mısır’dan almışlardır. Örneğin, Yunanlılar kendilerinden 3 bin yıl önce doğuda yaratılan ilim ve sanatı, savaşta yağmalanan ganimet veya pazarlıkta kazanılmış para gibi elde etmişler. Bunun sonucunda onlar, kendilerinin yaratma yeteneğinden fazla olan bir kültürü dışardan alarak sahip olmuşlardır.
            Eğer biz de kendi kültürümüzün gerçek kurucularına saygı göstermek istersek, o zaman Orta Asya’ya şükranlar sunmalıyız.”[234]
                                                                      
                                                                       Begmırat Gerey
                                                                Berlin / 19 Mayis 2003


KAYNAKÇA
-Ahmat, Bekmırad. 1987. Andalip hem Oguznameçilk däbi.Aşgabad.
-Ahmat, Bekmırat. 1988. Göroğlınıñ Izları. Aşkabat.
-Akpınar, Turgut. 1983. Türk Tarihinde İslâmiyet. İstanbul.
-Anıl, Çeçen. 1976. Türk Devletleri. Ankara.
-Antonova Y. V. 1984. Oçerki Kulturi Drevnih ZemledelssivPredney
i Sredney Azii. Moskova
-Arazkulıef, S. et all. 1977. Türkmen Dilinin Diyalektolojik Sözlüğü.
Aşkabat.
-Atanyaz, Solanşa. 1994. Şecere. Aşkabat.
-Balkan, Kemal. 1997 “Eski Önasya’da Kut (ve ya Gut) halkının
dili ile Türkçe Arasında Benzerlik” Erdem dergisi, cilt 6, sayı 16.
İstanbul.
-Becker, Friedrich. 1980. Geschichte der Astronomie. Zürich.
-Berlitz, Charls. 1982. Die Wunderbare Welt der Sprache. Wien-
Hamburg.
-Bilgiç, Emin . 1980. “Sümerler” maddesi, Türk Ansiklopedisi,  cilt: 
30, s. 115-119. Ankara
-Caferoğlu, Ahmet. 1984. Türk Dili Tarihi. İstanbul.
-Candan, Ergun. 2002. Türkler’in Kültür Kökenleri. Istanbul.
-Csöke, Sandor. 1979. The Sümerien and Ural-Altaik elements in the
Old Slavic Language. München.
-Çığ, Muazzez İlmiye. 1995. Kur’an, İncil ve Tevrat’ın Sümerdeki
Kökleri. İstanbul.
-Çıg, Muazzez Ilmiye. 1996. Sumerli Ludingirra. Istanbul
-Çıg, M. I. 1997. Ibrahim peygamber, Istanbul
-Deimel, Anton. 1939. Sümerische Grammatik mit Übungsstücken
und zwei Anhängen-Liste der gebräuchlischsten Keilschriftzeichen
mit ihren Urbilden und den Hauptbedeutungen. Roma.
-Delitzsch, Friedrich. 1914a. Kleine Sümerische Sprachlehre.
Leipzig.
-Delitzsch, Friedrich. 1914b. Sümerische Glossar. Leipzig.
-Diyakonof, V. & V. Kuvalof. 1969. Tarih-i Cihan-i Bastan. Tahran.
-D.L.T. 1992 =  Kaşgarlı Mahmut. 1992. Divanü Lugat-it-Türk, I-IV,
(Çeviren: Besim Atalay). Ankara.
-Durant, Will. 1985. Kulturgeschichte der Menschheit, B.1. Köln.
-Delitzsch, Friedrich. 1914a. Kleine Sümerische Sprachlehre für
Nichtassyriologen, Leipzig.
-Delitzsch, Friedrich. 1914b.Sümerische Glossar, Leipzig.
-Falkenstein, Adam. 1959. Das Sümerische. Leiden.
-Farrohi, Bacelan. Aferineşe Cehan där Asatir (Sümer). Tehran.
-Faster, Richard. 1980. Sprache der Eiszeit. Müchen.
-Fischl, Johann. 1964. Geschichte der Philosophie. Graz, Wien,
Köln.
-Furugi, Mohammed Ali. 1965. Seyre Hekmet der Urupa. Tehran-
1965.
-Gabain, Annamarie, von. 1985. “Eski Türkçenin Grameri” (Çev:
Mehmet Akalın). Ankara.
-Geiss, Imanuel. 1994. Epochen und Strukturen. Grundzüge einer
Universalgeschichte für die Oberstufe. Frankfurt am Main.
-Green, M. W. & J. Nissen. 1987. Zeichenliste der Archaischen
Texte aus Uruk. Berlin.
-Grönbech, Kaare. 1995. Türkçenin Yapısı, (Çeviren Mehmet
Akalın). Ankara.
-Gulla, Nazar. 1986. Gadımdan Galan Nushalar. Aşkabat.
-Gulla, Nazar. 1994. “Köki Çuññur Türkmenim”, Yaşlık Jurnalı,
sayı: 1. Aşkabat.
-Gürün, Kamuran. 1981. Türkler ve Türk Devletleri. Ankara.
-Hamzaef, M. Y. et all. 1962. Türkmen Dilinin Sözlüğü. Aşkabat.
-Hans Joachim Störig. 1987 Abenteuer Sprache. Berlin.
-Hommel, Fritz. 1925. Ethnologie und Geographie Des Alten
Orients. München.

-Huk, Henri Samoil, 1991. Asatire Havermiyane, Tehran-enteşarete
Rovşengeran.(farsca metni)
-Hübner, B. & Reizammer, A. 1987. İnim Kiengi 2-1, Sümerisch in
Wort und Schrift, Marktredwitz, 1987
-Hübner, B. & Reizammer, A. 1987. İnim Kiengi 2-2, Sümerisch in
Wort und Schrift, Marktredwitz, 1987
-Hübner, B. ve Reizammer, A., İnim Kiengi 3, Sumerische in Wort
und Schrift Marktredwitz, 1987.
-Ifrah, Georg. 1991. Universalgeschichte der Zahlen, Frankfurt-
Main, New York.
-International Bibles Students Association. 1979. Broklyn, New
York, Good News-to make you Happy.
-İrece, İskenderi. 1985. Där Tarikiye Hezareha . Paris
-Ismet Parmaksızoglu ve Y. Çaglayan ;Genel Tarih; Ankara-1986
-Jaspar, Nissen. 1987. Welsches Pferd ist das? Stuttgart.
-Jaspers, Karl. 1949. Vom Ursprung und Zeit der Geschichte.
München.
-Jonas, Doris & Jonas A. David. 1979. Das erste Wort. Hamburg.
-Karalıoğlu, Seyit Kemal. 1973. Türk Edebiyatı Tarihi. İstanbul.
-Karl, Müller Verlag,  Archeologie Die Abantuer und Entdeckungen,
Salzburg-1990.
-Karşılaştırmalı Türk Lehçeleri Sözlüğü. 1991. Ankara.
-Köse, Mäti. 1990. Korkut Ata. Aşkabat.
-Kramer, Samuel Noah. 1961. Sümerische Literar Texte aus Nippur,
Band I.Berlin., Band II. 1967 Berlin.
-Kramer, Samuel Noah. 1971. Mesopotamien. Hamburg.
-Kuraeva, Gurbancemal. 1994. “Türkmen Heykeltaraşlık Sunğatınıñ
Kökleri”, Türkmen Medeniyeti Jurnalı, sayı: 2. Aşkabat.
-Mahtımgulı Divanı. 1907. Taşkent.
-Mämmedof, Muhammet. 1993. “Türkmenistanıñ Gadımı
Arhitekturası”, Türkmen Medeniyeti Jurnalı, sayı: 1. Aşkabat.
-Margueron, Jean-Claude. 1989. Die Grossen Kulturen der Welt.
München.
-Masson V. M. 1981. Altintepe, Leningrad
-Masson V. M. 1987. Das Land der tausend Städte. München
-Mateveev, K. & Sazanova, A. 1986. Zemlya Drevnego Dvureçie.
Moskova.
-Meyers Enzyklopädische Lexikon. 1975. Manheim.
-Morteza Ravendi.Trihe Ectemaiye Iran, birinci cilt, Tahran-1978
-Mohämmädcevade Mäşkur. 1985. Iran där Ähde bastan, Tahran.
-Moskati, Sabatino. 1979. Wie erkenne ich Mesopotamische Kunst.
Stuttgart und Zürich.
-Nevruz 1995 =  Türk Kültüründe Nevruz Uluslararası Sempozyumu
Bidirisi, 1995. Ankara.
-Nissen, Hans J., 1990. Grundzüge einer Geschichte der Frühzeit des
Vorderen Orient. Darmstadt.
-Oberhuber, Karl. 1972. Die Kultur des Altesorient. Frankfurt am
Main.
 -Ödek Ödekof , 1990. Sumer hakda kelam agız. Yaşlık jurnalı sayı
12. Aşgabad
-Parrot, Andre´. 1960. “Sumer”, München.
-Pirniya, Hasan. 1983, Tarihe İrani Bastan, Tehran-Donyaye Ketab.
-Poebel, Arno. 1923. Grundzüge der Sümerischen Grammatik.
Rostok.
-Poppe, Nikoleos. 1953. Ein altes Kulturwort in den Altaischen
Sprachen. Helsinki.
-Poppe, Nikoleos. 1990. Bermerkungen zu G. J. Ramsted’s
Einführung in die Altaische Sprachwissenchaft. Helsinki.
-Pöbel, Arno. 1923. Grunzüge der Sümerischen Grammatik. Rostok.
-Radloff, Wilhelm Radloff. 1910. Kudatku Bilik des Jusef Chass-
Hadschib Aus Balasagun. St. Petersburg.
-Radloff, Wilhelm. ORHUN “Moğolistan Tarihi Eserleri” Ankara-
1995 
-Ravendi, Murteza. 1963. Tarihe ictimaiye Iran, Tahran
-Rawlinson, Jerge. 1873. The Sixth Great Oriental Monarchy.
London.
-Sariyanidi, Viktor, 1994. “Gadımı Garagumuñ Beyik Medeniyeti”,
Türkmen Medeniyeti Jurnalı, sayı: 1. Aşkabat.
-Schmökel, Hartmut. 1961. Kulturgeschichte des Altenorient.
Stuttgart.
-Sencer, Muzaffer. 1974. Dinin Türk Toplumuna Etkileri. İstanbul.
-Soden & Landsberger 1965 =  Soden Wolfram Von & Landsberger,
B. 1965. Die Eigenbegrifflichkeit der Babaylonischer Wissenchaft.
Darmstadt.
-Soden, Wolfram Von. 1985. Einführung in die Altorientalistik.
Darmstadt.
-Stein, Verner.1998 Der Neue Kultur Fahrplan. Berlin.
-Störig, Hans Joachim 1987 Abenteuer Sprache. Berlin.
-Sümer, Faruk. 1999(5.yayın) Oğuzlar(Türkmenler) .
-Tekin, Talat. Orhun Yazıtları 2003 Istanbul
 -Tekin, Talat. 1993. Türkçe-Japonca
-The Holy Bible in İran, reproduced by...., 1983-3
-Thomsen, Wilhem. 1993. Orhon ve Yenisey Yazıtlarının Çözümü.
(Çeviren: Vedat Köken). Ankara.
-Tuna, Osman Nedim. 1990. Sümer ve Türk Dillerinin Tarihi İlgisi
ile Türk Dilinin Yaşı Meselesi. Ankara.
-Türk Ansiklopedisi. 1980. 30. Ankara.
-Türkler. 1. cilt 2002. Ankara.
-Türkmen Diliniñ Gısğaça Dialektologik Sözligi. 1977. Aşkabat.
-Türkmen Diliniñ Sözligi, Aşkabat-1962.
-Türkmen Edebiyatının Tarihi. 1975. Aşkabat.
-Türkmenistan SSSR-niñ Tarihi. 1959. Aşkabat.
-Türkmen-Sovet Ensiklopediyası. 1978. Aşkabat.
-Uhlig, Helmut. 1976. Die Sümerer, Volk am Anfang der
Geschichte. München.
-Uraz, Murat. 1994. Türk Mitolojisi. İstanbul.
-Vambery, Hermann. 1870. Das Turkenvolks. Osnabrück.
-Vambery, Hermann. 1872. Geschichte Buchara’s oder Transoxanien. Stuttgart.
-Vambery, Hermann. 1878. Ethimologisches Wörterbuch der Turko-
Tatarischen Sprachen. Leipzig.
-Veliev, Kamil. 1988. Elin Yaddaşı Dilin Yaddaşı. Bakı.
-Weirich, Rudolf & Bürk, Gerhard. 1972. Gründzüge der Geschichte,
Belin-München.
 -Werner, Gorbaracht. 1983. Kennen Sie Pferde. Hamburg.
-Zakar, Andereyas. 1971. “Current Antropologie”, A World Journal
of the Sceinces of Man, February-1971.
-Zehtabi 2000 =  Muhammedtagi Zehtabi (Kirşçi). 2000. İran
Türklerinin Eski Tarihi, I-II. Tebriz.
-Zeri, Mustafa. 1991. Yusuf ve Zoleyha. Bakı.



[1] Frugi, Muhammedali. „Seyre Hikmet der Urupa“1.cild 1965 Tahran, s. 106-108
[2]Türkler“ s. 480-483. 2002. Ankara
[3] Türkler. 2002, s. 480-483
[4] Deimel, Anton. 1939. Sumerische Grammatik mit Übungen und zwei Anhänger Liste der gebrauchlischsten Keilschriftzeichen mit Urbilden und den Hauptbedeu-tungen. S. 1, Roma
[5] Kramer, Samuel Noah. Mesopotamien. S. 8-14. 1971, Hamburg
[6] Falkenstein, Adam. Das Sumerische, s. 11-14. 1959, Leiden
                     [7] Parlar (Partlar, Yunanca Parfian) şimdiki Türkmenlerin bir boyu. Türkmenistan’ın çeşitli yörelerinde bilhassa     
                       Partların başkenti olan Nusay’in çevresinde yaşamaktadırlar.
[8] Türkmen-Sovyet Ansiklopedisi, 8. cilt, s. 41. 1978, Aşkabat
[9] Turgay Tüfekçioglu. ORKUN DERGISI, Agustus 2004
 [10] Rusliyakof, Türkmen Halkının Gelip Çıkışı, Aşkabad, 1956, Bu kitap Begmırad Gerey
tarafından Farsçaya
                         çevrilmiştir:  “Peydayeş-e Halg-e Torkmen”.
[11] Gulla, Nazar. Köki çuññur Türkmenim. Yaşlk Jurnal, s. 16. 1994, Aşkabat
[12] Çeçen, Anil. Türk Devletleri, s. 10. 1976, Ankara
[13] Ismet Parmakszoglu ve Yaşar Çaglayan. Genel Tarih, s. 296-7. 1986, Ankara
[14] “Türkler” s. 483. 2002, Ankara
[15] Türk Ansiklopedisi, cild.30, s. 115-119. 1980, Ankara
[16] Türkmen-Soviyet Ansiklopedisi, 8.cilt 1978, s.108
[17] Hasan Pirniya. Tarihe Irane bastan. 1983,  Tahran. s. 113-114
[18] Gürün, Kamuran. Türkler ve Türk devletleri. 1981, Ankara s. 31-35
[19] Nissen, Hans J. Grundzüge einer Geschichte der Frühzeit des Vorderen Orient. 1990, Darmstadt. S. 71-75
[20] Meşkur, Mohammadjävad. Iran der Ahde bastan. 1985, Tahran. s. 115
[21] Oberhuber, Karl. Die Kultur des Altesorient. 1972. Frankfurt M., S. 43-44
                   [22] Nuh Tufanı’nın Sümer kültürü bağlamında ele alındığı aşağıdaki çalışmalar da dikkate değerdir. Muazzez İlmiye 
                       Çığ, Kur’an, İncil ve Tevrat’ın Sümer’deki Kökeni, Kaynak yayınları, 2. baskı, 1996, İstanbul.
[23] Delitzsch, Friedrich. Sumerische Sprachlehre, 1914 Leipzig, s. 206
[24] Poppe, N. Bemerkungen zu G. J. Ramsted´s Einführung ... 1990 Helisinki, s. 11
[25] Ö. Ödekof. Sumer hakda kelam agz. Yaşlk jurnal 1990 say 12 Aşkabat
[26] Gulla, Nazar. Kökü Çuññur Türkmenim. Yaşlk jurnal 1994 say 1, Aşkabat.
[27] Soden Wolfram von  & Landsberger, B. Die Eigenbegrifflichkeit der Babylonischer Wissenschaft. 1965 Darmstadt, s. 18
[28]  Störig, Hans Joachim. Abenteuer Sprache. 1987 Berlin, s. 297-8 
[29] Stein, Verner. Der Neue Kultur Fahrplan ,1998 Berlin, s. 20
[30] Uhlig, Helmut. Die Sumerer-Volk am Anfang der Geschichte. 1976 München, s. 88-94
[31] Uhlig, Helmut, a.g.e., s. 88-94
[32] Falkenstein, Adam. Das Sumerische. Leiden 1959, s. 14
[33] Falkenstein, a.g.e., s. 15
                   [34] Türksoy jurnalı, Sayı 8,  Ocak 2003, s. 15-16.
[35] Tekin, Talat. Orhon Yazıtları... 2003 Istanbul, s. 105
[36] Delitzsch, Friedrich. Sumerische Glossar, 1914 Leipzig, s. 236
[37] Delitzsch, Friedrich. Sumerische Glossar, 1914 Leipzig, s. 172
[38] Deimel, Anton. 1939. Sumerische Grammatik mit Übungen ... ,s. 57
[39] Delitzsch, Friedrich, a.g.e., s. 3
[40] Delitzsch, Friedrich, a.g.e., s. 10
[41] Kramer, Samuel Noah. Mesopotamien. 1971 Hamburg, s. 11
[42] Sarianidi, Viktor. Türkmen Medeniyeti jurnalı 1994 sayı 1. s. 32
[43]Deimel, Anton. 1939 a.g.e., s. 180
                  [44] Meyers Enzyklopädische Lexikon, Manheim, 1975, s. 608.
              [45] Meyers Enzyklopädische Lexikon, Manheim, 1975, s. 614.
[46] Sencer, Muzaffer. Dinin türk Toplumuna Etkileri. 1974, Istanbul., s.43-58
[47] Sancer, Muzaffer, a.g.e., s. 57-58
                  [48] Bu konu ile ilgili olarak bkz. Muazzez İlmiye Çığ, Kur’an, İncil ve Tevrat’ın Sümer’deki Kökeni, Kaynak yay. 2.
                      baskı, 1996, İstanbul. Aynı yazar, İbrahim Peygamber, Kaynak yay. 1. baskı, 1997, İstanbul.
[49] Kramer, Samuel Noah. Mesopotamien. 1971 Hamburg, s. 98
[50] Soden, Wolfram Von. Einführung in die Altorientalistik. 1985 Darmstadt, s.166
[51] Kramer, Samuel Noah, a.g.e., s. 100-101
[52] Emin Bilgiç, “Sümerler” maddesi, Türk Ansiklopedisi, cilt:  30, s.122
[53] Kramer, Samuel Noah, a.g.e., s. 102-105
[54] Nevruz 1995: Türk Kültüründe Nevruz Uluslararası Sempozyumu Bildirisi. 1995 Ankara, s. 207-208
[55] Nevruz 1995: a.g.e., s. 149
[56] Türk Edebiyatı Tarihi. 1973 Ankara, s. 23
[57] Hommel, Fritz. Ethnologie und Geographie Des Alten Orients. 1925 München, s. 21-22
[58] Soden, W. Von. Einführung in die Altorientalistik. 1985 Darmstadt, s. 189-190
[59] Kramer, Samuel Noah, a.g.e., s. 42
[60] Candan, Ergun. Türklerin Kültür Kökenleri, 2002 Istanbul, s. 24
[61] Sancer, Muzaffer, 1974, a.g.e., s. 31-33
[62] Sancer, Muzaffer, 1974, a.g.e., s. 53-54
[63] Geiss, Imanuel. Epochen und Strukturen, Grundzüge einer Universalgeschichte für die Oberstufe. Frankfurt am Main 1994, s. 16
[64]  Uraz, Murat. Türk Mitolojisi. 1994 Istanbul, s. 15-16 
[65] Kramer, Samuel Noah, a.g.e., s. 114-115
[66] Farrohi, Bacelan. Aferineşe Cehan där Äsatir (Sumer). Tahran, s. 145
[67] Uhlig, Helmut, a.g.e., s. 21-22
[68] Uhlig, Helmut, a.g.e., s. 30-31
[69] Karalioğlu, Seyit Kemal. Türk Edebiyatı Tarihi. 1973 Istanbul, s. 47-48
[70] Veliev, Kamil. Elin Yaddaşı Dilin Yaddaşı. Bakı 1988, s. 16
[71] Ravendi, Murteza. Tarihe ictimaiye Iran. 1963 Tahran, s. 168
[72] Uhlig, Helmut, a.g.e., s. 17
[73] Veliev, Kamil. a.g.e., s. 15
[74] Uraz, Murat. a.g.e., s. 140-141
[75] Kramer, Samuel Noah. Mesopotamien. 1971 Hamburg, s. 106-107
[76] Uraz, Murat. a.g.e., s. 133-139
[77] Diyakonof, V. & V. Kuvalof. Tarihe Cehane Bastan. 1969 Tahran, s. 156
[78] Sencer, Muzaffer. 1974 a.g.e., s. 156
[79] Durant, Will. Kulturgeschichte der Menschheit. 1985 Köln, s. 109-116
[80] Nevruz.1995 a.g.e., s. 31
[81] Kramer, Samuel Noah, a.g.e., s. 113
[82] Çıg, Muazzez Ilmiye. Sumerli Ludingirra. 1996 Istanbul, s. 19-24
[83]Nevruz 1995. a.g.e., s.131
[84] Sencer, Muzaffer. 1974 a.g.e., s. 53
[85] Veliyev, Kamil. 1988. a.g.e., s. 59
[86] Karalıoğlu, Seyit Kemal. 1973 a.g.e., s. 63-65
[87] Veliyev, Kamil. 1988. a.g.e., s. 44-45
[88] Nevruz 1995. a.g.e., 168-171
[89] Delitzsch, F. Sumerische Glossar. 1914 Leipzig, s. 12-13
[90] Talat Tekin. Orhun Yazıtları, 2003 Istanbul, s. 111
[91] Delitzsch, F., a.g.e., s. 36-37
[92] Talat Tekin. Orhun Yazıtları, 2003 Istanbul, s. 97
[93] Mahtımgulı Divanı. 1907 Taşkent, s. 52
[94] Delitzsch, F. Sumerische Glossar. 1914 Leipzig, s.34-35
[95] Parrot, Andre. “Sumer” 1960 München, s.64-65
[96] Deimel, Anton. 1939 a.g.e., s. 83 ve Çığ, M. I. “Ibrahim Peygamber”1997, s.90
[97]Delitzsch, F. Sumerische Glossar. , s. 34-35  ve Deimel, Anton. a.g.e., s. 24
[98] Uhlig, Helmut, 1976 a.g.e., s. 29
[99] Uraz, Murat 1994, a.g.e., s. 53
[100]Veliyev, Kamil.1988, a.g.e., s. 22 
[101] Çığ, M. I. Kur´an, Incil ve Tevrat´ın Sumerdeki Kökleri.1995 Istanbul, s.18
[102] Karalıoglu, Seyit Kemal. Türk Edebiyatı Tarihi. 1973 Istanbul, s. 26
[103] Kramer, S. N. Mesopotamien 1971 Hamburg, s. 42-43
[104] Kramer, S. N. Sumerische Literar Texte aus Nippur 1961, s. 11
[105] Uraz, Murat 1994, a.g.e., s. 306-310
[106] Uraz, Murat 1994, a.g.e., s. 310
[107] Karalıoglu, Seyit Kemal. 1973 a.g.e., s. 25-26
[108] Köse, Mäti. Korkut Ata 1990 Aşkabat, s. 26-40
[109] Veliev, Kamil. 1988, a.g.e., s. 39
[110] Ahmet Bekmırat. Göroglınıñ izleri 1988 Aşkabat
[111] Weirich, R. & Bürk, Gerhard. Grundzüge der Geschichte 1972 Berlin, s.1
[112] Uraz, Murat. a.g.e., s. 310-311
[113] Kramer, S. N. 1961, a.g.e., s. 13-14).  

[114] Karalioğlu, Seyit Kemal 1973, a.g.e., s. 15
[115] Kramer, S. N. 1971, a.g.e., s. 141
[116] Kramer, S. N. 1961, a.g.e., s.13- 14
[117] Kramer, S. N. 1961, a.g.e., s.12- 14
[118] Kramer, S. N. 1971, a.g.e., s. 177
[119] Ifrah, Georg. Universalgeschichte der Zahlen 1991, s. 74
[120] Becker, Friedrich. Geschichte der Astronomie 1980 Zürich, s. 14-17
[121] Ahmet Bekmırat. “Andalib hem Oguznamaçılık däbi” 1987 Aşkabat, s. 54-82
[122] Sarianidi, Viktor. Türkmen Medeniyeti jurnalı 1. sayı 1994 Aşkabat, s. 32
[123] Oberhuber, Karl. Die Kultur des Altenorient 1972 Frankfurt a.M., s. 319
[124] Türkmenistan SSSR-niñ Trıhı, 1. cild 1959 Aşkabat, s. 38
[125] Kramer, S. N. 1971 a.g.e., s. 142
[126] Kramer, S. N. 1971 a.g.e., s. 153
[127] Schmökel, Hartmut. Kulturgeschichte des Altenorient. 1961 Stuttgart, s.235-7
[128] Schmökel,H. a.g.e., s. 244-246
[129] Moskati, Sabatino. Wie erkenne ich Mesopotamische Kunsz. 1979 Stuttgart,     s. 8 -10
[130] Margueron, Jean-Claude. Die Grossen Kultur der Welt 1989 München, s.148
[131] Margueron, Jean-Claude. a.g.e., s. 190
[132] Mämmedof, Mämmed. Türkmen Medeniyeti jurnalı 1993/1 Aşkabat, s.12-15
[133] Sarianidi, Viktor. Türkmen Medeniyeti jurnalı 1994/1 Aşkabat, s. 31
[134] Kurayeva, Gurbancemal.Türkmen Medeniyeti jurnalı 1994/2 Aşkabat, s.14-16
[135] Masson V. M. “Altındepe” 1981 Leningrad, s.110
[136] Antonova Y. V. “Oçerki Kulturi drevnih Zemledelssiv Predney i Sredney Azii” 1984 Moskova, s.124
[137] Masson, V. M. „ Das Land der Tausend Städte“ 1987 München, s. 22-28
[138] Masson, V. M. 1987 a.g.e., s. 37-38
[139] Masson, V. M. 1987 a.g.e., s. 38-40
[140] Masson, V. M. 1987 a.g.e., s. 41-43
[141] Mateveev, K. & Sazonov, A. “Zemlya Drevnego Dvureçie”1986 Moskva, s.38
[142] Sarianidi, Viktor. “Türkmen Medeniyeti jurnalı”1994/1 Aşkabat, s. 31-33
[143] Hommel, Fritz. ”Ethnologie und Geographie des Alten Orient” 1925 München, s.22-24
[144] Doris, Jonas & Jonas A. David. “Das erste Welt” 1979 Hamburg,s. 34
[145] Berlitz, Charls. “Die Wunderbare Welt der Sprache” 1982 Wien, s.19-22
[146] Faster, Richard. “Sprache der Eiszeit” 1980 München, s. 14-15
[147]Faster , Richard.1980 a.g.e., s. 48-49 
[148] Faster , Richard.1980 a.g.e., s. 16 
[149] Faster , Richard.1980 a.g.e., s. 18-19  
[150] Störig, Hans Juachim. “Abenteuer Sprache” 1987 Berlin, s. 261-262
[151] Pirniya, Hasan. Tarihe Irane Bastan 1969 Tahran, s. 10-11
[152] Störig, Hans Juachim. “Abenteuer Sprache” 1987 a.g.e., s. 333
[153] Hommel, Fritz. “Ethnologie und Geographie des Alten Orient” 1925 München, s.16-22
[154] Zakar, Andreyas. “Current Antropologie” A World Journal of the Sceinces of Man”  February-1971, s. 215
[155] Poppe, Nikoleos. “Ein altes Kulturwort in den Altaischen Sprachen” 1953 Helsinki, s. 23-24
[156] İskenderi, Irec. Där Tarikiye Hezareha. 1985, Paris, s. 215
[157] Caferoglu, Ahmet. “Türk dili Tarihi” 1984 Istanbul, s. 16
[158] Ödekof, Ödek.“Şumer hakında kelamagız” Yaşlık jurnalı 1990/12 Aşkabat,s.30
[159] Türkmen Edebiýatynyñ taryhy, cild 1, s. 14, Aşgabat-1975
[160] Gulla, Nazar. 1986. Gadymdan galan Nushalar, s. 8-9. Aşgabat
[161] Türkler Ansiklopedisi, Ankara-2002, s. 631
[162] Hübner & Reizammer 1987, Inim Kiengi 3, 18 Marktredwitz-1987
[163] Soden , W. V. & Landsberger, B. “Die Eigenbegriflichkeit der Babylonischer Wissenschaft” Darmstedt- 1965,s. 24-27
[164] Hübner & Reizammer 1987, Inim Kiengi 3, s. III. Marktredwitz.
[165]Hübner & Reizammer 1987, Inim Kiengi 3, s. 6-21 
[166]Jaspers, Karl. 1949. Vom Ursprung und Zeit der Geschichte, s. 69. München 
[167] Falkenstein, Adam. 1959. Das Sumerische, s. 20. Leiden
[168] Deimel, Anton. 1939. Sumerische Grammatik mit Übungsstücken und zwei Anhängen Liste ..., s. 11-16. Roma
[169] Falkenstein, A. 1959, Das Sumerische, s. 20
[170] Deimel, Anton. 1939, a.g.e. , s. 15
[171] Falkenstein, A. Das Sumerische. 1959, s. 33 
[172] Csöke, Sandor. 1979. The Sumerien and Ural-Altaik element in the Old Slavic Language. S. 36-38. München
[173] Delitzsch, F. 1914. Kleine Sumerische Sprachlehre, s. 15-16 Leipzig
[174] Falkenstein, A. 1959, a.g.e., s. 33 
[175] Falkenstein, A. 1959, a.g.e., s. 33 
[176] Delitzsch, F. 1914. Kleine Sumerische Sprachlehre, s. 15-16 Leipzig 
[177] Delitzsch, F., a.g.e., s. 17-18
[178] Delitzsch, F., a.g.e., s. 38-39 + Arno, Poebel. Grunzüge der Sumerische Grammatik, s. 16 Rostok-1923.
[179] Falkenstein, A. 1959, a.g.e., s. 35
[180] Delitzsch, F., a.g.e., s. 28
[181] Falkenstein, A. 1959, a.g.e., s. 31-32
[182] Grönbech, Kaare. 1995 Türkçenin Yapisi, s. 58-59. Ankara 
[183] Falkenstein, Adam. 1959. Das Sumerische, s. 32. Leiden 
[184] Falkenstein, Adam a.g.e. 1959, s. 38
[185] Csöke, Sandor, 1979, a.g.e. s. 21
[186] Falkenstein, Adam a.g.e. 1959, s. 39
[187] Poebel, Arno. 1923. Grundzüge der Sumerische Grammatik, s. 20 Rostok 
[188] Grönbech, Kaare. 1995 Türkçenin Yapisi, s. 35. Ankara
[189] Delitzsch, F. 1914. Kleine Sumerische Sprachlehre, s. 55 Leipzig
[190] Delitzsch, F, 1914, a.g.e., s. 55 
[191] Falkenstein, Adam. 1959. Das Sumerische, s. 39 Leiden
[192] Poebel, Arno. 1923, a.g.e., s. 30
[193] Falkenstein, Adam. 1959, a.g.e., s. 55
[194] Falkenstein, Adam. 1959, a.g.e., s. 55-56
[195] Falkenstein, Adam. 1959, a.g.e., s. 39
[196]Falkenstein, Adam. 1959, a.g.e., s. 39
[197] Falkenstein, Adam. 1959, a.g.e., s. 56
[198]Falkenstein, Adam. 1959, a.g.e., s. 39
[199]Grönbech, Kaare. 1995 Türkçenin Yapisi, s. 42 Ankara
[200] Delitzsch, F. 1914, a.g.e. s. 56
[201] Poebel, Arno. 1923. Grundzüge der Sumerische... s. 15 
[202] Falkenstein, Adam. 1959, a.g.e., s. 34-40
[203] Falkenstein, Adam. 1959, a.g.e., s. 35
[204] Delitzsch, F. 1914, a.g.e. s. 45
[205] Csöke, Sandor. 1979. The Sumerien and Ural-Altaik... s. 42
[206] Falkenstein, Adam. 1959, a.g.e., s. 40
[207] Delitzsch, F. 1914. Kleine Sumerische Sprachlehre, s. 36-40 Leipzig
[208] Hübner, B. & Reizammer, A. 1987, Inim Kiengi 3, s.74-75
[209] Delitzsch, F. 1914, a.g.e., s. 54
[210] Hübner, B. & Reizammer, A. 1987, a.g.e., s.74-75
[211] Falkenstein, Adam. 1959, a.g.e., s. 41
[212] Deimel, Anton. 1939. Sumerische Grammatik mit... , s.20 (a.g.e.)
[213] Falkenstein, Adam. 1959, a.g.e., s. 41
[214] Deimel, Anton. 1939. Sumerische Grammatik mit... , s.42 (a.g.e.)
[215] Delitzsch, F. 1914, a.g.e., s. 49-51
[216] Deimel, Anton. 1939. Sumerische Grammatik mit... , s.52 (a.g.e.)
[217] Delitzsch, F. 1914, a.g.e., s. 54-56
[218] Falkenstein, Adam. 1959, a.g.e., s. 42-43
[219] Falkenstein, Adam. 1959, a.g.e., s. 51-53
[220] Sümer dilindeki “uku” sözcüğüne çok benzer ve aynı anlamı taşıyan sözcük “OK” görünüşünde eski Oğuzcada “tayfa”, “boy”, kabile” anlamında vardır (Sümer  Faruk. Oguzlar-Türkmenler. Giriş bölümü).
[221] Delitzsch, F. 1914, a.g.e., s. 98-99
[222] Falkenstein, Adam. 1959, a.g.e., s. 53
[223] Delitzsch, F. 1914, a.g.e., s. 101
[224] Deimel, Anton. 1939. Sumerische Grammatik mit... , s.29 (a.g.e.)
[225]Delitzsch, F. 1914, a.g.e., s. 53
[226] Hübner, B. & Reizammer, A. 1987, a.g.e., s. 112
[227]Delitzsch, F. 1914, a.g.e., s. 97
[228] Falkenstein, Adam. 1959, a.g.e., s. 53-54
[229]Delitzsch, F. 1914, a.g.e., s. 45
[230] : Paul Frischauer ;Der Mensch macht seine Welt; 1962-Hamburg
[231] :Gina Pischel, “Grosse Kunstgeschichte Der Welt” München-1975, s. 226
[232] Karl Müller, Verlag, Archelogie Die Abentuer und Entdeckungen, Strazburg-1990, s. 226.
[233] Will Durant, Kulturgeschicht der Menschheit, Köln-1985, s. 109-110.
[234] a.g.e. s. 115.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder